Siz gönderin, biz yayınlayalım

  • DOLAR
    7,9701
    %0,41
  • EURO
    9,4633
    %0,76
  • ALTIN
    487,38
    %0,30
  • BIST
    1.191
    %-0,64
Hızla bencilleşen dünyamızda yalnız mısınız?

Hızla bencilleşen dünyamızda yalnız mısınız?

Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi, çocuklarımızı izliyor musunuz bilmiyorum.

Farkında değiller ama yalnızlık denilen o acımasız girdabın içerisinde kayboluyorlar.

Sokaklarda çocuk çığlıkları, cıvıltıları neredeyse yok oldu. İnsanlar evlerine çekildiler. Evlerine derken kendilerine ait odalarına hapsoldular…

Eskiden evlerimizde sobalar vardı, çıtır çıtır yanan, etrafında tüm aile efradının toplandığı, yaşlıların hikâyeler anlattığı, gençlerin ve çocukların dinlediği, kestanelerin kızartıldığı, çayların içildiği, geç saatlere kadar diyalogların kurulduğu en önemli yerlerdi…

Derken evlerimize kaloriferler girdi, herkesin kendisine ait odalarında, şahsi televizyonlarının, bilgisayarlarının olduğu, dış dünyadan izole olmuş küçücük dünyacıkları olmaya başladı…

Bu durumdan herkes memnundu, hoşnuttu ancak çekirdek aile gittikçe atomlarına bölünerek atom aileler oluşmaya başlamıştı.

Paylaşım azalmaya başlamıştı. Çok iyi hatırlıyorum bizim evde bir deri montumuz vardı evden en erken çıkan kapının arkasından onu sırtına geçiriyor, diğerleri de artık kaban, palto, hırka ne varsa onunla idare etmek zorunda kalıyordu. Evlenene kadar kendime ait yatağım dahi yoktu, gelen misafirler, akrabalar ile evler dolup taşardı. Şimdilerde her türlü konforumuz var ama maalesef insanlar yok…

Yine çocukluğuma ait bir flaş patlıyor kafamın içinde ve bir elimde turşu diğerinde bir ekmek parçası ile sokaklarda top peşinde, oyun peşinde koşuşturur, sırtımız terler, kurur, sonra tekrar ıslanır kururdu ve hastalık nedir bilmezdik…

Yukarı ya da aşağı mahallelerden birinde mahallemizin kızlarından birisine laf atıldığını duyduğumuzda sopayı, taşı kapan  “Allah Allah” diye saldırıya geçerdi, kavgaya koşardı.

Kabadayı ağabeylerimizin ağzının içine bakardık…

Marka nedir bilmezdik, hoş bilsek de ancak bakardık, alıp, giyemezdik, giyebilsek de mahalledeki akranlarımıza ayıp olur diye giymezdik.

Parmaklarımızı keser, kan kardeşi olurduk, kan kardeşimizin izini kaybetmez, dara düştü mü yanında biter, biz de dara düştüğümüzde yanımızda akrabalarımızdan önce kan kardeşimizi görmek isterdik.

Velhasıl komşumuz açken yatmayan, yatamayan bir nesildik.

Şimdilerde gelirlerimiz yüksek, en donanımlı evlerde oturuyoruz.

Kendimizin yapamadıklarını çocuklarımız yapsın, yapabilsin diye bin bir türlü fedakârlığa katlanıyoruz. Süratli ve donanımlı arabalara biniyoruz.

Eşimizin dostumuzun selamını almamak için yerlere, duvarlara bakmaya çalışıyoruz. Kahkahalar ile gülmemek, somurtabilmek için her sabah ve öğlen birer avuç dolusu yutmuş gibi asık suratlar ile dolaşıyoruz…

Sahi ne oldu bize?

Bu kadar değişebilir mi dünya, biz bu yalnızlar trenine ne zaman bindik?

Hangi durakta başkalarının yardımına koşan, karşıdan karşıya geçmeye çalışan görme özürlülerin, yaşlıların elinden tutup yardım etmek için, sosyalleşmek için inmemiz gerekiyor?

Çocuklarımız tekrar ne zaman sokakta oynamaya başlayacak, evden çağıran annelerine “ne olur biraz daha oynayayım” diye yalvaracak, pazarlık edecek?

Kapı önlerinde teyzeler, halalar, cami önlerinde dedeler, amcalar tekrar ne zaman sohbet etmeye başlayacaklar…

Yoksa sizler de gittikçe yalnızlaşan, bencilleşen bu dünyada benim gibi kendini yalnız hissedenlerdensiniz?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Ucuz Davetiye - Davetiye Modelleri
reklam
NÖBETCİ ECZANE