İDARECİLİK ÜZERİNE

İDARECİLİK ÜZERİNE
04 Haziran 2014 Çarşamba - 1859 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

hozbay1İdarecilik, toplum içerisinde fertlere verilmiş önemli bir emanettir. Bu emanetin sorumluluğundan kurtulmak için, onu Hakk’ın rızasına ve insanların menfaatlerine uygun bir şekilde kullanmak, her idareci ve yöneticinin en başta gelen vazifesidir. Bizim anlayışımızda idareci, idaresi altında bulunanlara karşı, onlara gösterdiği sevgi, dürüstlük, önemli-önemsiz bütün hadiselerde onlara gösterdiği destek ölçüsünde kendisini benimsetecektir.

Gerçek idareci kendisini memurlarına ve raiyyetine karşı bir rehber, bir danışman ve bir dost olduğu ve bunu davranışlarıyla ispat ettiği ölçüde kendisini onlara kabul ettirecektir. Yaptığı icraatlarında yeterliliği ve raiyyetine karşı davranış izhar edebileceği düşünceleriyle kendisini benimsetemeden hakimiyet kurup otoritesini kullanabilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle mesai arkadaşlarının huzuru ve halkın mutluluğunu temin için idarecinin mutlaka aklın, hukukun şer’in ve vicdanın koyduğu ölçülere göre hareket edip kendi hevâ ve arzusuna göre hakimiyet kurmaya çalışmaması gerekir.

Ehl-i dünyanın idarecilik anlayışıyla, ehl-i irfan ve vicdanın idarecilik anlayışı arasında oldukça önemli farklar vardır.

Ehl-i dünya olan idarecilerde makam yükseldik sıra, kendisine temenna çeken pofpoflayan, alkışlayan ve hürmet eden insanların sayısı çoğalır. Ehl-i irfan ve vicdan olan idarecilerde ise makamı yükseldik sıra, kendilerine hürmet ve saygı göstereceği kimselerin sayısı artar.

Ehl-i dünya olan idarecilerde makamı yükseldik sıra, ona hizmet eden insanların sayısının çoğalmasına karşılık, ehl-i irfan ve vicdanda ise makamı yükseldik sıra, onun hizmet vereceği insanların sayılarında çoğalma olur.

Ehl-i dünya olan idarecilerin makamı yükseldikçe şanı, şöhreti ve maaşında yükselme olur. Ehl-i irfan ve vicdan olan idarecilerde ise, makamı yükseldiği nispette mesuliyet ve sorumluluğunda artış olur.

Ehl-i dünya olan idarecilerde makamı arttık sıra rahat ve rehaveti artar. Ehl-i irfan ve vicdan olan idarecilerde ise makamı arttık sıra derdinde ve çilesinde ziyadeleşmeler olur.

Bu hususların sayısını oldukça çoğaltabiliriz…

Tanzimat’tan bugüne kadar, bizler Batı standartlarına göre şekillenmeye alıştığımız için, ne kadar kendimizi ehl-i vicdan ve irfan görsek de, Batı’nın geliştirdiği o kötü idareci tiplemesinden kendimizi kurtaramıyoruz.

Burada şunu da ifade etmeliyim ki; ehl-i irfan ve vicdan sahibi idarecilerin kusur ve eksiklerini başta âlimler ve halkı, gözünü kırpmadan onun yüzüne karşı söylerler. Ve hatta halkın içerisinde alenî olarak kusurlarını onun yüzüne vururlar. İdarecinin kusurlarını söylemek için, bazılarının dediği ve zannettiği gibi illa bir siyasi parti kurmak gerekmez. Sıradan vatandaşın da idarecisinde gördüğü kusurları söylemeye hakkı vardır.

Hz. Ömer hutbede cemaatine “Beni dinleyin ve itaat edin” diyerek söze başlıyor. Raiyyeti içerisinde sıradan kabul edilen bir tanesi; “Seni ne dinler ne de itaat ederim” diyor.

Hz. Ömer sebebini sorduğunda “Ya Ömer! Dün ganimetten bize kumaş dağıttın, bana verdiğin kumaş sırtıma bir elbise olarak yetmedi. Görüyorum ki cemaatinki de yetmemiş ki onların da sırtlarında o kumaş yoktur. Ama senin sırtında aynı kumaştan çok muhteşem bir elbise ve cübbeyi görüyorum. Demek ki sen, bizden daha fazla almışsın.

İdareciliğini milletin hakkını gaspederek kullanmışsın. Onun için seni dinlemem ve itaat etmem.” diyor. Hz. Ömer “Bu sorunun cevabını oğlum Abdullah versin” diyor.

Abdullah ibn-i Ömer ayağa kalkarak; “Evet doğru söylüyorsunuz. Hepimize, babama, bana da aynı parça kumaş verildi. Eve gittiğimizde gördük ki babamın kumaşı babama, benimki bana olmadı. Babam Ömer halkın huzuruna çıkıyor, sırtında iyi bir elbise olsun diye, ben bana düşen kumaş hakkımı babama hediye ettim. İşte sırtımdaki elbise budur” dedi.

Bunu diyen muarız adam “Şimdi konuş ey Ömer! Şimdi konuş seni dinlemek ve itaat etmek benim boynumun borcudur” dedi.

İşte inancımızdaki, irfanımızdaki, vicdanımızdaki idareci budur  VESSELAM

“İDARECİLİK ÜZERİNE” için 2 cevap

  1. murat dedi ki:

    bu yazının güzelliği tartışılmaz yorum yapılmaz ama bir de hazreti muhammdin kızına bildiğim kadarıyla düşen mirastan pay vermeyen hz ebubekir ile hz ömerdir pek adaletli olduğu konusunda şüphelerim var

  2. Hayrettin ÖZBAY dedi ki:

    Bahsettiğiniz konu medinedeki FEDEK HURMALİĞİ konusudur.islam hukukunda peygamberlerin mirası yoktur.Ebu Bekir efendimiz bu kaideden yola çıkarak bu Tarlayı varislerine vermedi.Peygamberimizin hane halkı için özel hukuk kaidesi vardır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.