İSTANBULUN FETHİ: ÖNCESİ – SONRASI (1)

İSTANBULUN FETHİ: ÖNCESİ – SONRASI  (1)
07 Haziran 2012 Perşembe - 3097 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0
12

“İstanbul elbet gün fetholunacaktır, fetheden kumandan ne büyük kumandan, fetheden ne güzel askerdir.”

 

II. 30 Mart 1432 günü sabaha karşı 03.08 de Edirne -ı Hümayununda

 

Hümayununda doğdu. Annesi Candaroğlu İbrahim Tacettin kızıdır. Candaroğulları da Osmanoğulları Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır. Oğlu tahta geçemeden 1449 yılında vefat etti. Babası Osmanoğulları sülalesinden Çelebi Mehmet’in oğlu Sultan II. Murat’tır.

Mükemmel tahsil gördü Çağının her ülkede bulunan en iyi bilim adamları tarafından müstesna bir şekilde yetiştirildi. Arapça ve Farsçanın yanında İtalyanca ve Rumca öğrendi, O zamanlar unutulmaya yüz tutmuş olan Yunancayı, büyük Aristo’dan, Platon devrinden kalan el yazmalarını okuyup anlayabilecek derecede bilirdi. Coğrafyayla ilgiliydi. Akdeniz’in, Ege’nin, İtalya’nın bütün kıyılarını adalarını denizlerin derinliklerini bilirdi. Matematik ve Mühendislikte müderris, bugünkü manayla “Ordinaryüs Profesör” seviyesinde idi. En karmaşık denklemleri çözmekten haz alırdı. Kültür sanat ve mimariye büyük önem verirdi.

Ağabeyi Alaaddin Ali’nin 1443 yılında vefatı üzerine veliaht oldu. Ağabeyi kendisinden yedi yaş büyüktü.

1451 yılında üçüncü ve son kez tahta çıktı. Daha önce Ağustos 1444 – Ocak 1445 tarihleri arasında beş ay ve Aralık 1445 – Mayıs 1446 tarihleri arasında  altı ay olmak üzere toplam on bir ay tahtta kalmıştı.

Tahta çıkışının ardından babasından kalan bütün devlet adamlarını mevkilerinde bıraktı. Avrupa ile babası zamanında devam iyi ilişkileri sürdürmek istediğini belirterek barış antlaşmalarının sürelerini uzattı. Bu olaylar kendisine babasının çizdiği zafer ve fetih yolunda ilerlemesi mümkün olmayan beceriksiz bir çocuk olduğu imajı kazandırdı. Avrupa’nın Osmanlının artık kendi içerisinde ve genç hükümdarın çaresizliği ve beceriksizliği sayesinde dağılacağına dair hayallere dalmasını sağladı. Osmanlıya karşı hızlı ve birlik içinde hareket etmeleri gereken bir zamanda bu düşüncelerini felç etti. Bu durum hükümdarlığının ilk yıllarında asıl hedefi olan İstanbul’u fethetme ve Anadolu’da tam birliği sağlama yolunda zaman kazandırdı.

Babası II. Murat’ın vefatı üzerine Karamanoğlu İbrahim Bey verdiği sözlerin II. Murat’ın şahsına olduğunu ileri sürerek başkaldırdı. II. Mehmet Ordusu ile Anadolu’ya geçti. Öncü olarak İshak Beyi gönderdi.  Ancak padişahın Anadolu Beylerbeyiliğine atadığı İshak Beyin üzerine gelmesi sonucu İbrahim Bey barış istedi. II. Mehmet’in aklı İstanbul’daydı ve Karamanoğlu ile fazla vakit kaybetmek istemiyordu.

Osmanlı ordusunun Anadolu’ya geçmesini fırsat bilen Bizans İmparatoru Konstantin kendisine karşı düşmanca bir tavır takındı ve oldukça tehditkâr bir dille yazdığı mektubunda Şehzade Orhan’ın tahsisatı olan üçyüzbin altının ödenmediğini, bu yüzden tahsisatın iki katına çıkarılmasını istedi. Gelen elçileri ilk önce Candarlı Halil Paşa dinledi. Taleplere çok öfkelendi ve elçilere Padişahın da çok kızacağını söyleyerek ellerinde sadece Şehzade Orhan’ın kaldığını onu da verirlerse ellerinden bir şey kalmayacağını belirtti. Ancak II. Mehmet kendisine ve öfkesine son derece hakimdi. Huzuruna çıkan elçileri sakince dinledikten sonra yakında Edirne’ye döneceğini, taleplerini orada tekrar dinleyip elinden gelen her şeyi yapacağını bildirdi. Elçiler bu görüşmeyi Padişahın kendilerinden çekindiği şeklinde algılayıp sevinç içinde Bizans’a geri döndüler.  Padişah Karamaoğlu ile barışı tesis edip hızla Edirne’ye geri döndü.

Bundan sonra Bizans’tan gelen bütün görüşme taleplerini reddetti. Ayrıca Şehzade Orhan’ın tahsisatı olarak verdiği Karasu Nehri kenarındaki şehirlere haber göndererek İmparatorun tahsildarlarına bir şey ödememelerini bildirdi.

1451 yılının sonuna doğru Rumeli Hisarını yapımı için gerekli usta ve işçiler toplanmaya başlandı. 1452 Mart ayında yapımına başlanan hisar vezirlerin nezaretinde temmuz ayında tamamlandı. İnşaat ve tahkimat bittikten sonra 1452 Eylül ayında Edirne’ye döndü. Hisarın yapımı esnasında Bizanslı fanatik bir grup inşaatın yapımını durdurmak amacıyla saldırı düzenledi. Böylece savaş fiilen başlamış oldu. 1452 yılının son aylarıyla 1453 yılının ilk ayları hazırlıklar içinde geçti. Planlarını kendi çizdiği devasa topları ve havan toplarını döktürdü. Tecrübeleri iyi sonuçlar verdi.

Bu arada imparator Konstantin Avrupa’yı yardıma çağırdı. Ancak Bizans ikiye ayrılmıştı. Çünkü Avrupa yardım için Bizansın Ortodoksluğu bırakıp Katolik olmasını istiyordu. Büyük tartışmalar sonucunda 1452 Aralık ayında dünyanın en büyük kilisesi olan Ayasofya’da Katolik usulü ayin yapıldı. Halk nefretle izledi. Yapılan müzakere toplantılarından birinde İmparatorun yeğeni olan  Büyük Düka Notaras “ Latin külahı yerine Türk sarığını tercih ederim” cümlesini söyledi.

İstanbul her bakımdan dünyanın en iyi tahkim edilmiş kalelerinden biri idi. Surları mazgallarda on yedi metre mazgal aralarında on beş metreydi. Kalınlığı zirvede dört tabanda çok daha fazlaydı. Şehir ancak yıllarca sürecek bir muhasaradan sonra ancak açlıktan düşürülebilecek bir durumdaydı. Bu süre içerisinde de Avrupa orduları yetişeceği için bu da mümkün değildi.

II. Mehmet toplarını bu ordular gelmeden işi bitirecek şekilde düşünmüştü. 1453  şubatında büyük top Edirne’den yola çıkarıldı. HAFTAYA DEVAM EDECEĞİM

“İSTANBULUN FETHİ: ÖNCESİ – SONRASI (1)” için bir cevap

  1. ali dedi ki:

    Haftaya devamını isteriz kürşat ayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Login

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.