İSTANBULUN FETHİ: ÖNCESİ – SONRASI (3)

İSTANBULUN FETHİ: ÖNCESİ – SONRASI  (3)
21 Haziran 2012 Perşembe - 2326 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Donanma azapları, Marmara Kıyılarında denize bırakılıyor, canlarını dişlerine takarak Marmara üzerindeki deniz surlarına tırmanmaya çalışıyorlardı. Topkapısı önündeki muharebe, son derece kanlı ve her iki taraf içinde fedakârca geçiyordu. Zira iki tarafın askeride hükümdarlarının gözleri önünde dövüşüyordu. Merdivenlerden surlara tırmanan Türk Askeri, Bizanslıların silahlarıyla derhal şehit düşüyordu. Şehirde halk surların üzerinde Türk askerini görünce dehşete kapılıyor, kiliseleri dolduruyor evleri ve sokakları boşaltıyordu. Devamlı çalan bütün kilise çanları son anın geldiğini ihtar ediyor kaçmak istemeyen halk Bizans askeri ile beraber vuruşuyordu. Arka arkaya Topkasından surlara tırmanmak isteyen iki saf Türk Askeri püskürtüldü. Bizanslılar Türk Askerini “Rum Ateşi” ile yakmaya, büyük taşlarla ezmeye çalışıyorlardı. II. Mehmet devamlı taze birliklerle bu kesimi takviye ediyordu.

İmparator, Bizans Soyluları kumandasındaki son ihtiyatlarının Topkapısı’na sürerken Cenevizli General Giustininani vurulup yaralandı. O ana kadar müdafilerin lehine görünen durum taarruz edenlerin lehine döndü. Günün kahramanı olan Cenevizli Generali ne silah arkadaşlarının sözleri, ne de İmparatorun ikna çabaları yerine geri getirmeye yetmedi. En sonunda şerefsizce terk ettiği şeref meydanına son kez dönerek nereye gittiğini soranlara “ Tanrının Türklere açmış olduğu yolu takip edeceğini” söyledi.

Sabah namazında sonra yapılan duadan ve Padişahın kısa fakat çok parlak hitabesinden elektriklenen Türk Ordusunda Şeyh Ak Şemseddin ile Molla Gürani’nin dolaştığı saflarda derviş gazilerin tekbir sedaları dalga dalga Bizans surlarına aksediyor, ortaçağların en müstahkem kalesini aşıyor, dünyanın incisi ve şehirlerin imparatoriçesi olan büyük beldenin içinde uğultular halinde yayılıyordu. İmparator ağlayarak müdafaaya devam ediyor kahramanlık gösteriyor, yerini terk etmiyor fakat Bizans surlarının ardı gelmez Türk taarruzları karşısında sallandığını yıkıldığını açıldığını en büyük teessürler içinde seyrediyordu.

Saat yediye gelmek üzereydi Cenevizli Generalin İtalyan askerleriyle müdafayı bırakmasından doğan ani durgunluk durumu bütün ruhuyla takip eden Padişahın gözünden kaçmadı. Dördüncü saf Türk Askerinin de Topkapısı surlarına tırmanması iradesi bildirdiği zaman bunun nihai taarruz olduğunuda anlamıştı.

Ulubatlı Hasan adındaki küçük rütbeli ve pek genç bir subay maiyetindeki otuz askerle beraber diğer hücum kollarından erken davrandı Hakanın Sancağını Topkapısı Surlarına dikti. Aynı anda Bizanslıların yüzlerce koldan attıkları ateş, ok ve taşlara şehit oldu. Maiyetinin on sekizi şehit olmakla beraber diğer on iki artık sancağı asla düşürmediler. Türk Bayrağını Topkapısı Surları üzerinde dalgalanırken gören ve o andan itibaren “FATİH” unvanına hak kazanan II. Mehmet Peygamberin senasına mahzar olmanın verdiği sevinçle atından inip toprağa Secde-i Rahmana kapandı ve hamd eyledi.

Topkapısı ile Eğrikapı arasındaki kesim iki taraf içinde insan cesedinden geçilmeyecek hale gelmişti. Sancağın dikilmesinden birkaç dakika sonra Canbazhane kapısı da Türklerin eline geçti. İlk Türk askeri buradan şehre adım attı. Topkapısı ile Eğrikapı arasındaki birinci sur aşılmıştı. İkinci sur da aşıldı. İl giren birliğin subayı birliğini Bizans askerini arkasında durdurdu, şehre doğru ilerlemedi. Bunu gören Bizanslılar asker sivil bu birliğin üzerine imha etmek için yürüdü. Ancak birlik takviye aldı. İmha edilemediği ve yerinden oynamadığı için Bizans askerlerinin ricat yolunu kesti. Şehre doğru kaçmasını önledi.

Türk askerini şehirde gören halk, Ayasofya istikametine yığılmaya başladı. Ricat yolu kesilen Bizans askeri şiddetle mukavemet etti. O karışıklıkta yaralanan İmparator Konstantin Dragaş bir azap askerinin son darbesi ile öldü. 49 yaşını 3 ay ve 19 gün geçiyordu. Şehre giren Türk Askeri kale kapılarını teker teker açarak diğer birliklerin şehre girmesini sağladı.

Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birleşmesinden beri aylardır Ayasofya’ya girmeyen halk büyük mabedi doldurmaya başladı. Asırlardır gelen inanca göre duvar yarılacak, içinden elinde kılıçla çıkan melek Türkler’i Anadolu’nun içlerine kadar kovalayacaktı. Ancak efsane gerçekleşmedi.

Daha önce 28 kez muhasara edilen İstanbul’un 29. ve sonuncu muhasarası böylelikle bitti. Aksaray’da birleşip saf nizamı alan Ordu, Padişahı beklemeye başladı. Ayasofya’da bulunan on binlerce insanın burnu bile kanamadı. Ordu hiçbir tecavüzde bulunmaksızın padişahın gelip halk için nasıl bir emir vereceğini beklemeye başladı. Fatih Sultan Mehmet Han öğle üzeri şehre girdi. Bizans halkını alkış ve tezahüratları; Türk Askerini tekbir ve ezan sesleri arasında Ayasofya’ya geldi. Bütün halk ve başlarındaki büyük rahipler zemine kapandı.

Fatih “ kalkınız, bu andan itibaren ne hayatınız, ne hürriyetiniz için korkmayınız” dedi. Ayasofya’yı boşalttırdı, gezdi, ezan okutturdu, ikindi namazını hemen burada eda etti. İmparatorun cesedini buldurttu. Daha önce imparatorlara yapılan dini törenlere göre gömülmesini emrederek rahiplere teslim etti. Üç gün sonra 1 Haziran Cuma günü, Ayasofya’da Cuma namazı kılındı. Şeyh Ak Şemseddin Fatih namına hutbe okudu. Fatih İstanbul’u devletin merkezi ve taht şehir ilan etti. 21 Haziran 1453’de Edirne’ye gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı.

O tarihte İstanbul surları içerisinde 50.000 Bizanslı yaşamaktaydı. Şehrin bir milyonu geçen nüfusu daha önce 1204 Latin istilasından sonra hızla düşmüştü. Eylül ayına kadar Rumeli ve Anadolu’dan 5.000 aile getirtilip yerleştirildi. Şehrin imarı için hızlı bir çalışma başladı.

İslam aleminde büyük sevinç oldu. Kahire günlerce aydınlatıldı, şenlikler yapıldı.  Avrupa’da Bizans’ın düşmesi haberi gelir gelmez bütün Avrupa hükümdarlarına mektuplar yazarak yeni bir haçlı koalisyonu hazırlanmasını istedi.

İstanbul’un fethi bütün Türk tarihini en önemli olayıdır. Cihan Devletine gidişin kesin şekilde müjdeleyicisidir. Ortaçağın kapanışı, yeniçağın başlangıcıdır. Biz Türkler İstanbul’un fethine “ Feth-i Mübin” dedik. Kur’an’da geçen “ Beldetün Tayyibetün ” tabiri ebced hesabı ile Feth-i Mübinin hicri tarihini işaret etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.