İstemek

İstemek
25 Nisan 2011 Pazartesi - 1613 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bu sene – belki çok uzun bir aradan sonra ilk defa – gerçek bir çocuk bayramı gibi kutlandı… Çünkü bu sene her okuldan kendi bünyesinde 23 Nisan etkinlikleri yaparak bu günü değerlendirilmesi istendi…Okullarımızda çocuklara yönelik yaptıkları birçok yarışma ve oyunla çocukların ve dahi onları izleyen velilerin zevk aldığı,mutlu olduğu bir güne yani bayram gününe çevirdiler bu seneki yirmi üç nisanı…Okulumuzdaki program sonrası velilerden aldığımız olumlu tepkiler,öğrencilerin bayram günü görülmeye değer sevinci ve heyecanı,bayramdan sonra okulumuzdaki öğretmen arkadaşların “Bu sene 23 Nisan çocuk bayramı oldu gerçekten..” değerlendirmeleri yapılan uygulamanın ne kadar doğru olduğunu gösteren işaretlerdi…

 

Milli bayramlarımızın statlardan uzaklaşarak geniş meydanlarda yoğun halk katılımıyla daha sivil daha çocuk kutlandığı zamanları inşallah görürüz…

 

Her 23 Nisan ‘da yapılan rutin uygulamalardan biri de makamı/koltuğu/yetkiyi bugün çocuklara devretmektir… Bunun uygulamalarını televizyonlarda görmüşsünüzdür… Benimde 23 Nisanda devredeceğim bir makamım, koltuğum olmadığı için aklıma köşem geldi… Bu haftaki yazının başlığı ve birazdan okuyacağınız köşe yazısı sevgili öğrencim İrem DİLARA AKDAŞ’a aittir…İrem sınıfımızdaki en “okur – yazar ” öğrencimiz olduğu için köşe yazısını bu hafta hazırlamayı ondan istedim…İrem “okur” bir öğrencimiz çünkü birinci dönem yaptığımız ve üç ay süren kitap okuma yarışmasında toplam 97 kitap 14388 sayfa okuyarak birinci oldu…İrem aynı zamanda “yazar” çünkü hem okuldaki Türkçe derslerinde yazdığı kompozisyonlar hem de hikayelerle bir çok yarışmalara katıldı…Sözü fazla uzatmadan bu haftalık kalemi İrem’e devrediyorum…

 

Günümüzde alışkanlığın diğer yüzü zaman geçtikçe anlaşılır. Oysa alışkanlık küçük yaşlarda insanın içine girer. Orda kendine yer yapar. Hani atalarımız demiş ya “ Huyu çıkacağına canı çıksın.”.Çok doğru söylemişler.

 

Aslında bu konuda zaman zaman kendimle çeliştiğim de oluyor… Bir yanım insan azmederse, çabalar gayret ederse kendince kötü alışkanlıkları yenebilir diyor.Ama diğer yanım ise alışkanlığın bünyeye bir kere girdi mi bir daha asla çıkmayacağını söylüyor.

 

İşte aklım bu noktayı düşündükçe düğümleniyor. Düğümlendikçe de meselenin çözülmesi zorlaşıyor…

 

Halkımız alışkanlığı anahtarı kaybedilmiş kelepçeye benzetir. İnsan ellerine kelepçeyi takmış fakat anahtarını kaybetmiştir. Aslında zaman anahtarı hırs, öfke, keder ile birleşerek insanın beyninde soyut hale getirmiştir. Basit bir şekilde düşündüğümüzde kelepçe anahtarsız da açılabilir. Tek farklılık birinde çabayla diğerinde istekle açılır.

 

İşte insan için tüm çözüm budur. “İstemek”…Eğer insan isterse her şeyi başarabilir… Yeter ki istesin… İstesin ve çabalasın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.