KİŞİ, YAPTIĞI İŞİN YA DA GÖREVİN FANATİĞİ OLMALI…

KİŞİ, YAPTIĞI İŞİN YA DA GÖREVİN FANATİĞİ OLMALI…
26 Aralık 2012 Çarşamba - 1236 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Fanatiklik bilindiği üzere, bazı konulara normalden daha fazla bağımlı olmak demektir. Toplum içinde fanatikliğin çok çeşitleri vardır. Birisi futbol takımının fanatiği olurken başka birisi basket takımının ya da yaptığı işin fanatiği olabilir. Kişi yaptığı işin, çalıştığı görevin fanatiği olabilmelidir aslına bakarsanız. Mademki fanatiklik aşırı bağlanma demek, bir öğrenci de öğrenimini devam ettirdiği bölümün ya da gördüğü derslerin belki de yapacağı ödevlerin hayranlığından fanatik statüsüne geçebilir. Bir öğrenci için en iyi fanatiklik budur. Bir memur, bir işçi, bir işveren çalıştığı işi severek yapıyorsa o da yaptığı işin fanatiğidir.

Ülkemizde daha çok futbol fanatikliği görülmektedir. Bunun sebebi ise bizim az gelişmiş (ne kadar gelişmekte deseler de) olmamızdan kaynaklanıyor. Çünkü gelişmiş bir ülkede insanların yüzde doksanı daha çok sevdiği ya da ilgisini çeken ya da düşündüğü mesleği yapar. Bizde işinden memnun olan ya da işini severek yapan insanlar yok denecek kadar azdır. Hemen kızmanıza gerek yok bana sevgili okurum, etrafınıza bir bakın lütfen. İşinden memnun kaç kişi sayabileceksiniz? Bundan dolayıdır ki bizlerin de ilgisi ve fanatikliği işimizin üzerine değil de başka şeylerin üstüne kayıyor. Bu başka şeyler arasında futbol başta olmak üzere, siyaset, din ve mezhep, ırk, parti tutmak gibi kavramlar yer alır. Futbol hayranlığı ve fanatikliği ülkemizde üst seviyelerde dolaşmaktadır mesela. İnsanlar tuttukları takımın eleştirilmesini hiç ama hiç kaldıramazlar, sanki ailesinin nafakasını o takım sağlıyormuş gibi. Evet, takım tutulur ancak aşırı derecede bağlılık bazen ailelerimizi de arkadaşlarımızı da kötü yönde etkilemektedir. Böyle fanatiklik krizi gelince insanın, farkında olmadan kırıcı olabilir. Oysa spor kardeşlik demektir, aynı evin içerisinde babadan oğla geçirilmeye çalışılan bir miras gibi algılanacak bir olgu değildir. Babam Galatasaraylı iken ben Fenerbahçeli oldum, ne oldu yani kıyamet mi koptu şimdi. Benim dayım futbol oynamış ve aşırı fanatik olan bir Galatasaraylı, gerçi beni de çocukken tavuk, çikolata ve çerez gibi rüşvetlerle GS’li yapmaya çalışsa da başarılı olamadı çok şükür. J  Hele bir de CANım teyzemin oğlu var ki dillere destan GS’liliği, nefes almıyor maçları izlerken desem yeridir. Değil takımına bir laf dahi söylettirmek, ezeli rakip hatta düşman gördüğü Fenerbahçe’nin adını andırmaz evde alimallah. Gerçi teyzemin de ondan aşağı kalır yanı yok ama naparsın işte, aynı evi paylaşa paylaşa körle yatan şaşı kalkar misali teyzem bile fanatik olmuş vallahi J Neyse bu yazdıklarımı duyar ya da okurlarsa beni eve de almazlar artık ya napalım eğri oturup doğru konuşmamız da gerekiyor. Kendi ailemden verdiğim bu gibi küçük örnekler bir evin ya da ailenin içerisinde yaşanan masumane rekabetlerdir. Bunlardan zarar gelmez emin olun. Ama  özellikle toplum içinde aradığını bulamamış, bir gruba ait olma arzusu taşıyan insanların sporu bir terör aracı olarak kullanmaya başladığına dikkat çekmeliyiz. Bazı insanların formalarını giydikleri zaman saldırganlık eğilimine geçtiklerini ve “spor teröristi” durumuna düştüklerini görüyoruz. Ülkemizde holiganlık, bir sosyal statü, bir erdemmiş gibi algılanıyor ne hikmetse!

Yakın zamanda yani bu ayın başlarında Galatasaray ve Beşiktaş Tekerlekli Basketbol Takımları arasında oynanan maçta yaşanan tribün olaylarını televizyondan izleyince şok geçirdim gerçekten. Engelli vatandaşlarımız kardeş kardeş oynayıp ne güzel sosyal ve sportif faaliyetlerle hayata tutunmaya çalışırken, fanatik taraftarların birbirini kırıp geçirmesi utanç vericiydi. İşte bunun adıdır fanatizm, orada bulunma sebebini dahi unutacak kadar karşı taraftara ya da takıma gıcık olmak düşman olmak bizim gibi az gelişmiş ülkelere mahsustur ancak. Ondan sonra Avrupa Birliği neden bizi kapıda bekletiyor kırk yıldır oyalıyor diye veryansın ederiz. Ben de olsam bu gibi yozluklar yaşanan bir ülkeyi değil kırk yıl, yüz kırk yıl bekletirim ve değişmediği sürece de almam o kapıdan içeri kardeşim.

ÇEVRENİN ETKİSİ…
İnsanların fanatik birer taraftar olmalarında çevrenin etkisinin azımsanamayacak derecede çoktur. Fanatik bireylerin çevrelerini de olumsuz etkilerler. Bu insanlar bir araya gelince diğer taraftarları da bezdiriyorlar. Hafta sonunu çoluk çocuğuyla stadyumda maç izleyerek geçirmek isteyen aileleri de rahatsız ederek spordan uzaklaştırıyorlar aslında. Hal böyle olunca da fanatik insanlar yüzünden normal taraftarlar da statları, salonları terk ediyor. Meydan fanatiklere kalıyor anlayacağınız.  Spor basınının da bu konuda büyük sorumlulukları var; atılan başlıkların fanatizmi körüklediğini görüyoruz her gün. Spor basınının daha çok sporun güzel taraflarını yazması gerekir ki bu tehlikeli fanatizm kontrol altına alınabilsin.

FANATİKLİK BİR SORUN

Fanatizm konusunda en büyük sorumluluğun kulüp başkanlarına düştüğünü biliyoruz. Kulüp başkanları maddi yönden yeterli olduğu gibi eğitim almış ve akl-ı selîm insanlardan seçilmelidir. Başkanlar, vizyon oluşturmalı ve sağduyulu hareket ederek kendi misyonunun da farkına varabilmeli. Ama bir bakıyorsunuz, bazı kulüp başkanları amigo gibi davranıyor. Bu da zamanla diğer kulüplerle aralarında düşmanlık duygusu yaratıyor. Başkanlar ‘kim daha fanatik’, ‘kim daha iyi başkan’, şeklinde kendi aralarında bir yarış halinde. Bu tavırlar belki içinde düşmanlık barındıran, fanatizm besleyen bir grup taraftarın hoşuna gidebilir ama bu, fırtına öncesi büyük bir sessizlik olabiliyor bazen.

Dünyada ve ülkemizde fanatizmi sıfıra indirmenin kolay olmadığı gerçeğini biliyoruz; fakat bunu en aza indirgemek gerektiğini de bilmemiz gerekiyor. Fanatiklik çözülebilir bir sorundur. Dünyada en büyük derbilerin yapıldığı İspanya, İngiltere gibi ülkeler nasıl yaptılarsa biz de öyle yapabiliriz. Devletin burada daha çok yaptırımda bulunması gerek. Taşkınlık yapanları takip edip cezai yaptırımlar, spor bilinci terapileri uygulanmalı.

Son yüzyılın lideri seçilen Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiş olduğu bir söz var. “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” Arada sırada istisnalar çıksa da bu ahlak ve disiplin genel olarak sporcularımızda var; ama bunun aynı şekilde taraftarlarımızda da olması gerekir. Bu fanatikliği İngilizler bile bırakmışken bizim spor anlayışımız gitgide yozlaşıyor. Eğer bir taraftar tribüne geldiyse sadece eğlenmeli, kendi takımını usturuplu desteklemeli. Türk sporu bu şekilde çok büyük yaralar alıyor. Bu tip davranışta bulunanları stada sokmamak gerekir bir daha. Bu gibi olayların peşi bırakılmamalı ve gereken ceza ağır bir şekilde verilmeli ki ileride bu başıboş fanatikliğin önüne geçilmiş olsun. Türkiye’de insanlarımıza SPOR BİLİNCİ verilebilmeli ki, bu körü körüne fanatizm olmasın. Selam ve saygı ile… (Ögeday)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.