Neşet ERTAŞ ölüm yıldönümü

Neşet ERTAŞ ölüm yıldönümü
26 Eylül 2013 Perşembe - 1846 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Merhaba memleketimin özü sözü bir insanları. Öncelikle bu seneki ilkyazımızla sizlere yine yeniden selam vermenin mutluluğunu yaşadığımı bilmenizi istiyorum.

Dün günlerden 25 Eylül 2013 idi; “Bozkırın Tezenesi” olarak da bilinen, hemşerimiz Neşet ERTAŞ’ın ölümünün birinci yıldönümüydü yani. Akademisyenlerimizin tabiriyle Türk kültürü ve Türk Dili’nin gizlerini bünyesinde barındıran Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi idi rahmetli ÜSTAD…

 

1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Gırtıllar köyünde doğan ERTAŞ; yedi kardeşten ikincisi olarak dünyaya gelmişti. 5-6 yaşlarında bağlama ve keman çalmaya başlayan Neşet ERTAŞ’a; babası Muharrem Ertaş Kırşehir’deki Kale ilköğretim okulunun önünden geçerken şöyle demiştir: “Bana bah gara oğlan, bu sazı belleyecasen belle; yohsa aha şu kalenin merduvanlarını görüyon deal mi, hergün ortaya çıhıp inerek oretmen olun köy köy gezip sürünün bah.” Daha çocuk olan Neşet, bu lafın üzerine dimdik ve onlarca olan merdivenlere bakarak sazı bellemeyi daha kolay görmüştür çocuk aklıyla. İyi ki de öyle yapmış; zira biz kimi dinleyecektik yıllarca değil mi ama? Zahidem’i kim havalandıracaktı onun gibi, Hapishaneler’e girmeden oralardaki yaşantıyı kim anlatacaktı bizlere.  Allı turnam’a kim seslenecekti, Gönül Dağı’nda Mühür Gözlüm’e kim Neredesin Sen diyecekti? Gitme Leylam diye Leylasına seslenerek, Zülüf Dökülmüş Yüze, Yaraladı Bu Aşk Beni, Kendim Ettim Kendim Buldum diye kim eseflenecekti hepimizin yerine? Aslına bakarsanız o merdivenleri her gün çıkıp inmek yerine iyi ki de babasının deyimiyle o sazı bellemiş ve Türk Halk Müziğinin mihenk taşlarından birisi olmuştur kıymetli hemşerimiz. Çocuk yaşta babasının bu akıllıca yönlendirmesiyle saz ve kemanı öğrenerek babasıyla birlikte düğünlere giderek ekmek parasının peşine düşmüştür. Baba oğul 8-10 yıl Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat ve civar köylerini gezdiler ekmek davaları için. Bu yüzden bir kez koptuğu okuluna da gidemedi bir daha.

 

Sanki içine doğmuş gibi 14-15 yaşlarında İstanbul’a giderek oradaki gazinocularla plak şirketi sahipleriyle tanışıp ‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’ adlı ilk plağını, 1957 yılında yaptı. Bu arada Beyoğlu’nda bir gazinoda da sahne almaya başlamıştı. Yaklaşık iki yıl İstanbul’da çalıştı. Sonra Ankara’ya geldi ve sahne hayatına burada devam etti. Ankara’da çalıştığı gazinoda Leyla isminde bir kızla tanıştı ve hemen evlendi. İki kız bir erkek çocukları oldu. Fakat vatani görevini yapmanın vakti gelince askere gitti. Plak üzerine plak yapan Neşet Ertaş konserleriyle de birçok şehri gezdi. Beste ve plaklarıyla çok meşhur oldu. 1978 yılında parmakları felç oldu. Müzisyenlikten başka mesleği de olmadığı için işsiz kaldı. Tedavi olacak parayı bulamadı. Çareyi 1979’da Almanya’da bulunan kardeşinin yanına gitmekte buldu. Gitti o gurbet ellere ki ne gidiş, biraz da sitem kırgınlık küskünlük vardı sanki gidişinde. Tedavisini orada yaptırdı. 3 çocuğunu da yanına aldırdı. Mesleğine Almanya’da tekrar başladı. Türklerin bulunduğu yerlerde gazino ve düğün salonlarında çalıp söylemeye başladı. Gitti ki taaa 2000 yılına kadar dönmemek üzere gitti. Üstad yaşlanmıştı artık ve gurbet eller ona da zor gelmeye başlayınca vatan ve eş dost hasretine son vermek için;  2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle adeta yer yerinden oynadı ve memlekete temelli dönme kararı alarak İzmir’e yerleşti.

 

Demirel zamanında kendisine sunulan devlet sanatçılığı unvanını : “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.diyerek teklifi kabul etmedi. Zaten kendisine hayran olan halk bu büyük tavır ve düşüncesinden dolayı Neşet Ertaş’ı adeta yaşayan bir efsane olarak görmeye başlamıştır artık. UNESCO tarafından ki, UNESCO Dünyanın en kapsamlı ve değerli kuruluşlarının başında gelir, Yaşayan İnsan Hazine olarak kabul edilmiştir. Büyük Usta, 25 Nisan 2011 tarihinde de İTÜ Devlet konservatuarı tarafından Fahri Doktora Ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutulmuştur ve hala da okutulmaktadır.
Avrupa’dan memleketine döndüğünden beri bu hastalıkla mücadele ettiği söylenen büyük usta; 25 Eylül 2012

tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede prostat kanseri nedeniyle bu dünyadaki son nefesini de tüketti. Allah kendisinden rahmetini esirgemesin inşallah.

Bu seneki ilk yazımızda; herkesin rahmetli hemşerimize birer Fatiha okuması ümidiyle BÜYÜK USTA’yı ölümünün birinci yıldönümünde analım istedim.  Selam ve saygı ile        (Ögeday )

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.