Osmanlı ve sömürgecilik

Osmanlı ve sömürgecilik
08 Nisan 2014 Salı - 2233 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

hozbay1Geçmişinden kopuk bir millet başkalarının kukla milleti olmaya, müsait hale gelir gerçeğini hatırlattıktan sonra Hekimoğlu İsmail bu gerçeği destekler mahiyette şöyle diyor;  “Madrid’de boğa güreşlerini seyrettim. Eğer birinci boğanın başına gelen olayları ikinci boğa bilseydi, matadorların elinde oyuncak olmayacaktı.”

Bir tarih kitabı için, önsöz olabilecek müthiş bir başlangıç.Evet tarih bize birinci boğanın başına gelenleri anlatır. Geçmişten ders almayı, bu dersler ışığında günümüzü ve geleceğimizi anlamlandırmayı ve önümüzü görmeyi sağlar.

Kendilerini Cumhuriyet çoçuğu olarak addedip, geçmişini reddedenlerin ise maalesef bu şansları yoktur. Koyu bir ideoloji esiridir onlar. Tabuları ve dogmaları vardır. Kıymeti kendinden menkul değerleri, sihirli küre misali dokunulamaz ve sorgulanamaz efsanevi kahramanları ve mitolojik tarihleri vardır. Adeta bir filmi, ortasından seyredip, sebep-sonuç ilişkisi kuramadıklarından türlü boş yorumlar, paranoyalar ve düşmanlar üretirler. Yaptıkları en güzel işte budur!

Bir arkadaşımın “Osmanlı sanayileşemedi, geri kaldı ve bizlere bir çivi bile bırakmadı ” şeklinde şikayet dolu serzenişleri vardı. Aslında bu tip yorumlar, sorgulama ve anoloji yoksunu, ezberci çarpık eğitim sistemimizin bir sonucuydu. Doğruların daha okulun kapısında hafızamıza monte edildiği bir sürece günümüzde eğitim denilmiyor ne yazık ki. Misak-ı Milli sınırları içerisinden görmeye ve düşünmeye alıştırılmış bir neslin dramıdır yaşadığımız.

Çünkü tarih; sadece içerden bakılarak, kendi kendimize kurduğumuz, nesiller boyu sorgulamadan, derine inmeden kabul ettiğimiz, mitolojilerle anlaşılabilecek bir şey değildir Tarihte tek gibi görünen olayı anlayabilmek bile, bütün tarihi seferber etmeyi gerektirebilir.

Avrupa ve dünya tarihlerini de çok iyi bilmeyi ve arşın merkezine seyahat etmeyi gerektirebilir.

Evet Osmanlı sanayileşemedi. Ama bazılarının zannetiği gibi bu tembellikten, zevk-ü sefaya düşkünlükten yada bilime ve ilerlemeye set durduğuna inanılan din olgusunun varlığından dolayı değildi.

Bir kere sanayileşebilmek, büyük sermayeler gerektiren bir süreç. Bu sermaye doğal yollarla elde edilemez. Özellikle, dönemin Avrupa devletlerine bakarsanız, normal şartlarda  iki yüz yılda elde edilebilecek ekonomik gelişimi ve sermayeyi, kurdukları sömürü düzenleriyle yirmi yıl gibi kısa bir sürede tamamladıklarını göreceksiniz. Bu hıza ayak uydurmak gerekirse, bir haydutluk düzeni ve bir vahşet düzeni kurmanız kaçınılmazdır. Sömürü ve yeniden sömürüyü gerektiren, yeniden kendini vareden zülüm döngüsü kurmanız gerekir ki bu, ne Osmanlının kurucu kodlarıyla ne de insanlık değerleriyle bağdaşan bir durumdu.

Mesela Fransa’nın Cezayir’i işgaline bir bakın. Fransa buğday ihtiyacını karşılayabilmek maksadıyla Cezayir’i işgal etmiş ve sömürgeleştirmişti. Arkasından beyinleri ve ekonomiyi de sömürgeleştirdiler. Öyle bir bağlayıcı ekonomi kurdu ki; ancak Fransa’ya bağlı kalırsa ayakta durabilecekti Cezayir. Bugün bile Cezayir’de sömürge ekonomisinin izleri silinebilmiş değildir.

İşte bugün kalkınan ülkeler sermayelerini bu şekilde oluşturmuşlardı…

VESSELAM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.