Rehberlik Faaliyetleri Üzerine – 2

Rehberlik Faaliyetleri Üzerine – 2
18 Mayıs 2011 Çarşamba - 1640 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik (PDR) faaliyetlerinin kaynağı üzerine daha önce burada yer alan yazıdan sonra şimdi de usüle dair bir konuya değinmek istiyorum…Fakat buna geçmeden önce şunu belirtmekte de fayda var…Okullarda uygulanan ve yürütülen rehberlik faaliyetleri PDR olarak isimlendirildiği için bu ifadeyi kullanıyorum… Yoksa insana genel anlamda rehberlik ve danışma faaliyetlerinin yapıldığı sahaların tamamı bu yazıların konusu içerisine girmektedir… Sadece okullardaki rehberlik servisinin verdiği hizmetler değil… Buna herhangi bir hastanenin “ Ruh ve Sinir Hastalıkları ” bölümünü de katabilirsiniz… Bir şirketin “İK ” bölümünü de… Fakat mesleğimiz öğretmenlik olduğu için daha çok okullarda yürütülen rehberlik servisi ve hizmetleri üzerine konuşuyoruz…

 

Bu bağlamda konuyla ilgili ilk yazımı okuduktan sonra telefonla “ Neden “Rehberimiz Kur’an! ” yazmadın? ” diye soran Siirt’te beraber görev yaptığımız öğretmen arkadaşıma dediğim gibi evet ilk yazının konusunu bir cümleyle özetlemek gerekirse “ Psikolojik Danışma ve Rehberlik hizmetlerinin kaynağı Kur’an – ı Kerim ve Sünnet olmalıdır.”…Ayrıca yazıları slogana boğmaya da gerek yok ki böyle bir hakikatı demek için… Bizim her alandaki kaynağımız Kur’an ve Sünnet… Âmennâ ve saddaknâ…

 

Usüle dair konuya gelince aslında bunu yıllar önce Nasreddin Hoca bizlere öğretmiştir… Bize sadece bunu formülize etmek düşüyor… Fıkrayı hepiniz bilirsiniz… Nasreddin Hoca, oğlunu çeşmeye gönderecekmiş… Testiyi eline verdikten sonra oğlunun kulağını çekmiş (veya bir tokat atmış)… Sonra da:

“ Sakın testiyi kırma! ” demiş.. Bu durumu görenler: “Ne yapıyorsun Hoca Efendi? ” demişler… “Çocuk testiyi kırmış değil ki… Hiç suçu olmayan çocuğu ne diye azarlıyor, tokat atıyorsun?”…Nasreddin Hoca onlara şu cevabı vermiş: “Çünkü testi kırıldıktan sonra iş işten geçmiş olur.”

 

Fıkradaki olay gerçektende yaşanmış mıdır yoksa halk arasında anlatılan bir hikaye midir bilinmez ama evet Nasreddin Hocanın dediği gibi testi kırıldıktan sonra iş işten geçmiş olacağı için testi kırılmadan evvel tedbirleri almak gerekir…Bu İslam hukukunda da böyledir…Doktorlukta da böyledir…Rehberlikte de böyle olmalıdır…Nasıl mı?

 

İslam Hukukunda “Sedd-i Zerai” kavramı “İnsanı bir harama, menfi bir duruma veya kötülüğe götüren yolların engellenmesi kapatılması” anlamına gelir… Yani harama düşmeden önce ona giden yollar kapatılır tedbir alınır ki insan haramdan uzak dursun…

 

Doktorluk mesleğinde de “Koruyucu Hekimlik” ve “Tedavi Hekimliği” vardır… Koruyucu hekimlik hastalanmadan önce hastalığa karşı tedbir almaktır…Yani insanın kendisini hastalığa götüren,hastalandıran durumlardan uzak durmasıdır…Koruyucu Hekimliğe en güzel örnek annelerimizin sürekli söylediği “ Aman evladım terli terli su içme !” cümlesidir…

 

Her iki durumda da görüldüğü gibi iş işten geçmeden, testi kırılmadan gereken önlemleri almak gerekir…İşte rehberlik faaliyetlerinde de aynen böyle olmalıdır…Yani okullarda öğrencilere önce        “ Koruyucu Rehberlik ” yapılmalı sonra “ Tedavi Rehberliği ” kısmına bakılmalıdır…İş işten geçmeden önlem alınmalıdır…Testi kırılmadan önce kulak çekilmelidir…Fırtına çıkmadan önce kapı ve pencereler kontrol edilmelidir…İşte o zaman hikayede olduğu gibi fırtına da bile mışıl mışıl uyuyabiliriz…

 

“…Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vaz geçiyor, “Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur. ” diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp “ Çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. “Sayılır” dedi adam,  “ Fırtına çıktığında mışıl mışıl uyuyabilirim”…

Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz, adamı işe aldı.

Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar…

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: “Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.”..Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:

 

Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında mışıl mışıl uyuyabilirim demiştim ya

Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu…A-aa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:

 

Fırtına çıktığında mışıl mışıl uyuyabilirim…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.