SULTAN VAHDETTİN HAN;

SULTAN  VAHDETTİN HAN;
23 Nisan 2014 Çarşamba - 2112 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

hozbay1Sultan Vahdettin Han, ülkenin kurtuluşunun işgal altındaki İstanbul’dan gerçekleştirmenin mümkün olamayacağını biliyordu ve bu sebeple işgalci güçlere karşı Anadolu’da teşkilatlanmaya karar verdi.
İngilizler, kendisinden işgalci güçlere karşı mücadele veren halkı teslim olmaya davet etmesini istiyordu. Bunu fırsat bilen Sultan Vahdettin, görünüşte direnişleri yatıştırmak, esasında ise devleti kurtaracak teşkilatlanmayı başlatmak üzere Anadolu’ya bir heyet göndermeyi kararlaştırdı. Anadolu’ya giden heyet İstanbul’un tam desteği ile gitti. Heyet Anadolu’da padişah adına teşkilatlanmayı yapacak, padişah da uygun bir zamanda Anadolu’ya geçip devleti işgalden kurtarma yoluna gidecekti.
Sultan Vahdettin, Anadolu harekâtına el altından desteğini sürdürdü. İstanbul’dan silah, para, mühimmat ve insan gücü göndertti. Öyle ki, Hilal-i Ahmer Cemiyeti çeşitli yardımlar adı altında topladığı paraları ve muhtelif malzemeyi bir şekilde Anadolu’ya ulaştırıyordu. Hilal-i Ahmer’in bu yardımlarının içinde padişah ve ailesinin ve hatta bütün saray çevresinin yaptığı yardımların evrakı arşivlerde mevcuttur.
Anadolu harekâtı İstanbul’un verdiği destekle teşkilatlanmasını sürdürmüş ve Osmanlı Devleti için bir kurtuluş ümidi yeşermeye başlamıştı. Fakat Anadolu harekâtı bir anda İstanbul’a karşı bir tavır içine girmeye, padişahı dışlamaya başladı. Son alınan kararlarla Osmanlı saltanatını kaldırma teşebbüsüne kadar giden bu tavır neticesinde Osmanlı saltanatı lağvedildi (1 Kasım 1922). İki sene sonra da Hilafet kaldırılarak Osmanlı Devleti’nin bütün resmî devlet hukuku tarihe intikal ettirildi (3 Mart 1924). Hilafetin ilgası kararı ile Osmanlı hanedan mensupları da sınır dışı edildi.
Bu tarihten itibaren gerek basında ve gerekse resmî idarede İstanbul’a ve padişaha karşı çok ağır hakaretler ve sözler sarf edilmeye başlandı. Yalan ve uydurma haberler yaptırıldı. Padişahın istifa ettiği ve hatta gizlice kaçtığı söylendi. Bütün bunları yapanlar yine kendisinin yetkilendirip desteklediği kişilerdi. Bunlara karşı mücadele kendi evlatlarına karşı mücadele etmek olduğunu ifade ederek “şimdilik” kaydıyla daha emin bir yere “hicret” etmeyi uygun buldu.
1922’de bu isteğini İngiliz işgal makamlarına bildirdi ve İngiliz Malaya1 Zırhlısı’na binerek bir daha dönüp dönemeyeceği meçhul bir yolculuğa çıktı. Yanına hazineden veya devletin malından tek kuruş para veya mücevher almadı. Bunlar milletime aittir dedi ve son okuduğu çok kıymetli ve mücevherlerle süslü bir kitabı bile hazineye iade etti.
Sultan, Filistin’e gitmek istediğini bildirmiş fakat müsaade edilmemiştir. Sultan Vahdettin Mekke-i Mükerreme’de bulunduğu sırada umre yapma fırsatı bulmuştu. Sultanın yeni ikamet yeri tam olarak belli edilmediği halde Hicaz’dan 1923’te vapurla ayrıldı. Önce İskenderiye’ye oradan da İtalya’ya hareket etti ve Cenova şehrine vardı.Cenova’da bir otelde kalan padişah daha sonra San Remo şehrinde kiralanan Villa Nobel isimli mekâna yerleşti ve vefatına kadar burada kaldı. Sultan Vahdettin, buradaki ikametini hiçbir zaman daimi düşünmemiş, bir gün mutlaka bir Müslüman memleketine döneceğini umut etmişti. Fakat şartlar ve bilhassa İngilizlerin bütün yolları kapatması buna müsaade etmedi.
Sultan Vahdettin 1926 günü akşam geç saatte vefat etmişti. 65 senelik bir hayat ve Osmanlı Devleti’nin son padişah ve son halifesi artık veda etmişti. Padişahın naaşına otopsi sonrası bir tabuta konulmasının ardından acı dolu günler yaşanır. Alacaklılar cenazesinin haczettirirler. Villa’da ne varsa, şahsî eşyalar ve sair hepsine el konulur. Padişahın cenazesi eşyalarla birlikte bir ay kadar villanın giriş katında mahsur kalır.
Abdülmecid Efendi Fransa’dan bir miktar para gönderir fakat yetmez. Cenazenin haczinin kaldırılması Fransa’daki kızı Sabiha Sultan’a nasip olur. Sabiha Sultan elinde kalan mücevherlerinden birini ve bir çift küpesini satarak babasının haczini kaldırtır.
Bir taraftan hacizle meşgul olan padişahın yakınları, diğer taraftan da padişahın nereye defnedileceğini araştırıyorlardı. Cenazeyi Türkiye’nin hiçbir şekilde kabul etmeyeceği belliydi. Ama ne yapılacaktı, bilinmiyordu. Nihayet yapılan araştırma ve yazışmalardan Suriye’nin Şam şehrinde Yavuz Sultan Selim’in yaptırmış olduğu caminin haziresine defnedilmesine karar verildi ve hemen resmi müracaatlar yapıldı. Suriye’de Sultan Abdülhamid Han’ın kızıyla evlendikten sonra ayrılan Ahmed Nami Bey devlet başkanı idi ve bu talebi kabul etti.
Fakat Fransa işgalindeki bu topraklara defin için Paris’ten izin alınması gerekiyordu ve nihayet gerekli izinler alındı. Haczin kalkmasıyla padişahın naaşı bir arabayla istasyona getirildi ve Trieste’den gemiyle Beyrut’a ve oradan da trenle Şam’a nakledildi. Şam istasyonunda cenazeyi hanedanın eski damadı ve Suriye devlet başkanı Ahmed Nami Bey askerî merasimle karşıladı. Cenaze Yavuz Sultan Selim Camii’ne getirildi ve üzerine Kâbe-i Muazzama’nın örtüsü örtüldü. Ardından cami avlusunda açılan kabre defnedildi.

“SULTAN VAHDETTİN HAN;” için 2 cevap

  1. ali dedi ki:

    Osmanlı şakşakçılığı yapmayı bırakın. Atatürke karşı itibarsızlaştırma kampanyalarının bir parçası olan bu bilimden uzak yazının akademik anlamda hiçbir karşılığı yoktur. Sadece kendi egolarını tatminden öteye gitmiyor. Burda aksini ispat ediyorsanız belgeleriyle imzalı dökümanlarıyla bir yazı dizisi yapabilirsiniz. Büyük abilerinizden duyduklarınızı burda yazmak bir anlam ifade etmiyor. Hızlarını alamasalar yada bu milletten utanmasalar, Vahdettin işgalci güçlerin ülkesine kaçmadı yüz nakli olup Anadolu da Kurtuluş savaşını örgütledi diyecekler.) Gülermisin ağlarmısın
    Rumuz: Belgeleriniz nerede sevgili büyük tarihçimiz:)

  2. Hayrettin ÖZBAY dedi ki:

    1915 olaylarının konuşulduğu şu günlerde , ancak bu ruh ile söylenmiş sözler olarak addediyorum bu yorum ruhunu.Kimse mustafa kemali zem etme gibi bir uğraş içerisinde değildir.Sizinkisi ittihatçı ve tehcir kokan bir ruh halidir.Döneminin taşnak komitacıları bile osmanlıdan bu dereceden tiksinti ve nefret duymazken sizdeki bu halet-i ruhiye halini ancak 1915 olaylarının etkisiyle osmanlı düşmanlığı olarak yorumlamaktan bir beis görmüyorum.Belge ve bilgi isterseniz sayısızca mevcut lakin sizin bu önyargınıza türk tarıh kurumlarının arşivleri açılsa nafile siz emin olun belge ve bilgi talebinden ziyade TEHCİR ruhundan etkilenmiş gibi gözüken bu önyargınızdan kurtulmaya çalışın ve bilinki bu ruhun oluşturmuş olduğu mantık gün gelir sizi bazı tarihi gerçeklerden uzaklaştırıp , gülünç konuma düşürebilir..Tıpkı üstteki yorumdaki gibi ,,,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.