Tokat yemek mi lazımdı?

Tokat yemek mi lazımdı?
24 Mart 2011 Perşembe - 2054 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Sanırım tokat yiyince aklımız başımıza geldi.
    Tabi geldiyse…
    BDP’nin ne olduğu malum; ‘PKK’nın meclis uzantısı…’
   Adamın yakasındaki TBMM rozeti hiç de umurumda değil.
    Adamlar her haliyle hain…
    Biliyorum hain artık komik bir ifade oldu, içi bomboş kaldı ama olsun…
    Yeni doğan bebelerin hafızasında yer edinsin hainlik, en azından ‘tu, kaka’ bir şey olduğunu bilsinler.
    Hainliğin var mı başka izahı.
    Ama bu adamları inlerinden çıkaran, azdıran, yaşadıkları toprağa, bayrağa, vatana, 70 milyonluk bir ülkenin değer yargılarına küfrettiren,
    Eşkıyaya açık açık destek verdiren,
    Batı beslemesi terörün sözcülüğünü yaptıran,
    Bebek katilinin avukatlığına soyunduran nedir?
    Bu adamlar Apo’ya af, muhatabınız İmralı diyebilecek kadar cüretkar ve küstahça hareket edebiliyorken, bir polise attıkları tokadın hesabını yapıyoruz, hayrettt….
    Polisin anasını ağlatmıyorlar mı büyük şehirlerde.
    Adamlar ellerinde sopalar, taşlar, ağızlar dolusu küfürle polise her türlü mukavemette bulunmuyorlar.
    Bunlar dağın görünün yüzü,
    Bir de görünmeyen yüzü var!
    İşte o yüzde bu hainlikleri azdıran, onlara cesaret veren gelişmeler var.
    Hani bir ara açılım türküsü söylüyorduk ya, işte açılımın açtığı, cesaretlendirdiği ihanet.
    Bizim meşhur kardeşlik projemizin ürünü, meyveleri (!)
    Adamlar ihanetin her türlüsünü alenen zaten yapıyorlardı.
    Kusura bakmayın ama BDP’li milletvekilinin emniyet mensubuna tokat atmasına neden bu kadar şaşırdık hala aklım almadı.
    Anlayamadım düne kadar yedi ceddimize küfreden, değer yargılarımızı alaşağı edip, açık açık ülkeyi böleceğini söyleyenlerin attığı bir tokat mı ağırımıza gitti?
    Eğri oturup doğru konuşacaksak bunları konuşalım isterseniz.
    Eminim olay kameraların önünde gerçekleşmese,
    O görüntü çarşaf çarşaf yayınlanmasa (Ha, bizim basın bu görüntüyü yayınlayacak cesareti nereden buldu ona da şaşırmadım değil yani …), eminim bu olayın üstü kapanırdı.
    Kimsenin umurunda dahi olmazdı.
    Dağda askerimi, görevi başında polisimi şehit eden hainlerin rozetli temsilcisinin attığı bir tokat bu kadar ağırımıza gitti ya….
    Neyse… 
    Benim polisime değil tokat atmak, yan bakamaz o hainler, soysuzlar…
    Ama onlara haddini bildirecek, polise uzanacak eli kıracak mekanizmayı bir türlü çalıştırmayanlara sözüm.
    Bu güne kadar açılım diye diye polisi de, askeri de ihanetin karşısında el pençe divan  bıraktınız.
    Şimdi de kalkıp bir tokadın hesabını soruyorsunuz!
    Eminim BDP’liler de gülüyordur şimdi bıyık altından küsküs.
    Şaşıyorlardır bizim tepki mekanizmamıza.
    Ne yalan söyleyeyim ben de şaşıyorum. İhaneti görmek için tokat yemek mi lazımdı kurşundan önce?

SEFİL OLAN
DÖNDÜ MÜ BİZ Mİ?

    Mahlası; Sefil Döndü…
    Artık 50 yıllık eşi de ona böyle hitap ediyor.
    Dün çileli, dertli, dört duvar arasına sıkışmış bir divane iken, bu gün ismi yaşadığı Çayözü Köyü sınırlarını çoktan aştı.
    O, yaşayan bir tarih, kültür abidesi.
    Onu dinleyen özünden bir parça buluyor.
    47 yaşında gördüğü bir rüya sırasında okuduğu şiirle değişmiş hayatı.
    İlkokul yıllarında dahi kalem görmeyen elleri şiir yazmaya, ilham denilen kaynak Allah tarafından oluk oluk akmaya başlamış.
    Yazdığı beyitler, dile gelen duyguları, kültüre, maziye, insana, bitkiye, dünyaya, Allah’a olan sevgisi ile bir derya deniz Sefil Döndü.
    Bir keresinde ben de evine konuk olmuştum.
    Hakikaten yüreği, bilgisi dokunana farklı farklı duygular kazandırıyor.
    Şiir yazmaya başladıktan sonra kaleme aldıklarını daha önce kitaplaştıran Sefil Döndü, şimdi ikinci kitabını yazmış.
    Kitap ne ola ki, roman inan roman.
    Tam 700 sayfa. Her sayfasında hazineler gizli.
    Bir hayat hikayesine bakın bir de ürettiği eserlere.
    Sefil Döndü’nün Köyü çok uzak değil, birde müzesi var.
    Bence gidip görün. İnanın çok şey kazanırsınız.
    Dün Belediye Başkanı Yusuf Başer’i makamında ziyaret eden Sefil Döndü’yle, yarım saat süren hoş bir sohbetin içinde olduk.
    Günün ilk programıydı bu ziyaret.
    Sayın Başer’in sıcak ev sahipliği, Sefil Döndü’nün yüreğinden dökülenlerle hoş, unutulmaz bir sohbete döndü.
    Bu sayede güne güzel başladık.
    Sanırım sefillik bizdeydi… Çünkü Sefil Döndü’lü sohbet günümüze de gönlümüze de acayip bir zenginlik kattı.

“Tokat yemek mi lazımdı?” için bir cevap

  1. köy enstitüleri dedi ki:

    Yozgat-yerköy-saray kasabasından Ali Adnan Özgür ün yönetmenliğini yaptığı Erkan Can gibi duayen oyuncuların oynadığı köy enstitülerini konu alan Toprağın Çocukları adlı film bu ay vizyona girecek Yozgatımızdan bu filme destek yazılarımızı yayınlarsak halka tanıtırsak çok güzel birşey olacağını düşünüyorum Ali Adnan Özgür Saray Kasabasından kendide köy enstitülü olan emekli öğretmen Kemal Şahingöz ün torunudur. Dedesinin hikayelerinden yola çıkarak bu filmi tasarlamıştır. lütfen destek olalım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.