HABER GÖNDER

  • DOLAR
    8,0988
    %0,35
  • EURO
    9,7195
    %0,38
  • ALTIN
    452,10
    %0,34
  • BIST
    1.409
    %2,24
Yerköy’den bir köy muhtarı ve bir mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantısına katıldı

Yerköy’den bir köy muhtarı ve bir mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantısına katıldı

17 ilden 406 muhtar ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatı boyunca demokrasinin yerelde başladığına inandığını ve bunun gereğini yerine getirmenin mücadelesini verdiğini vurguladı.
30012015muhtarlarCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 ilimizden 406 muhtar ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldi. Erdoğan’ın toplantısına Yerköy ilçemizden de Kayadibi Köyü Muhtarı Veli Turhan ve Erzurum Mahallesi Muhtarı Cemal Adıyaman’da katıldı.
Toplantıda muhtarlara konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı konuşmasına muhtarları Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletin evine Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na hoş geldiniz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye genelinde 18 bini köy, 32 bini mahalle olmak üzere yaklaşık 50 bin muhtarın bulunduğuna işaret ederek, “İnşallah Cumhurbaşkanlığı vazifem esnasında her fırsatta muhtarlarımız burada misafir edecek, kendileriyle muhabbet edeceğiz, hasbihal edeceğiz. En başta bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum; Şahsen siyasi mücadelem içinde muhtarlık kavramının benim için yarı bir önemi, müstesna bir anlamı olmuştur. İstanbul Büyükşehir Başkanı olduğum dönemde Siirt’te okuduğum bir şiir nedeniyle hakkımda dava açılmıştı, 23 Eylül 1998’de hakkımda 10 ay hapis cezası verilmişti. Bu mahkûmiyet kararının hemen ertesi günü birçok gazete, hele hele en çok satan gazete şu başlığı atmıştı; “Artık muhtar bile olamaz” demişti. 1998’de atılan bu başlık hem şahsen benim, hem de milletimizin hafızasından hiç çıkmadı. Aslında o başlığı atarak sadece beni tahkir etmekle kalmıyorlardı. Türkiye genelindeki tüm muhtarları, tüm muhtar kardeşlerimizi de sanki muhtarlık kötü bir şeymiş gibi, seçilmek çok kolay bir şeymiş gibi tahkir ediyorlardı. Aslında zihinlerinin gerisinde seçimlere her türlü seçilmişe karşı gerçekten büyük bir kibir vardı, bunlar kibirliydi. Milletin seçimine asla samimi olarak bakmıyorlardı. Milletin seçtiklerine hiçbir zaman değer vermediler. Hiç bir zaman değer vermek istemediler. Yakın siyasi tarihimize bakınız milletin seçtiği muhtar da olsa, belediye başkanı da, başbakan da, Cumhurbaşkanı da olsa her zaman tahkir etmek, her aman kibirleriyle onları ezmek istediler” diye konuştu.
Bu duruma karşı her zaman milletin iradesine, seçimine, sandığa sahip çıktığını ve kendi tercihlerinin, bu ülkenin kibirli elitlerinin tercihlerinden daha önemli olduğunu her fırsatta gösterdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhtar bile olamaz’ diyerek hem şahsımla, hem de tümü muhtar kardeşlerimle güya alay ediyorlardı. Ama bu millet, bu kardeşinizi milletvekili seçti, başbakan yaptı ardından da, Türkiye Cumhuriyeti’nin halkoyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanlığı makamına yükseltti. Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum; Millet tarafından seçilmiş olmak, bu dünyada ulaşılabilecek payelerin en büyüklerinden, en yükseklerinden biridir. İster muhtar olsun, ister belediye başkanı, milletvekili, isterse cumhurbaşkanı olsun milletin tercihine, teveccühüne, itimadına mazhar olmak gerçekten rütbelerin en büyüğüdür. Halkın tercihiyle, seçimiyle iş başına gelmiş muhtar kardeşlerimiz son derece önemli bir makamda bulunuyorlar, önemli bir vazifeyi ifade ediyorlar, bunu böyle bilmenizi özellikle hatırlatmak istedim” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatı boyunca demokrasinin yerelde başladığına inandığını, ifade ettiğini ve bunun gereğini yerine getirmenin mücadelesini verdiğini vurgulayarak, “Demokrasi önce ailede başlar, önce köyde, mahallede başlar. Evde, köyde, mahallede demokrasi kültürü ne kadar güçlenirse, ülkenin tamamında da bu kültür gelişir, güçlenir, standartları o kadar yükselir. Esasen muhtarlarımız, demokrasinin çekirdeği denilebilecek bir öze sahiplik yapıyorlar. Muhtarlıklarımız sadece en küçük idari birim olma vasfını taşımakla kalmıyorlar, aslında demokrasinin nüvesini teşkil ediyorlar” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi mücadelesi boyunca bu anlayışı muhafaza ettiklerini, tepeden inmeci, baskıcı, dayatmacı bir idare anlayışının her zaman karşısında durduklarını, çekirdekten kabuğa, mikrodan makroya, fertten cemiyete dağılan bir idari anlayışı en güçlü şekilde savunduklarını söyledi.
Siyasi rakiplerinin ellerindeki büyük propaganda araçlarıyla siyaset yapmaya çalışırken, kendilerinin evlerden sokaklara, sokaklardan caddelere, caddelerden mahallelere, semtlere, oradan da tüm ülkeye 780 bin kilometre kareye yayılan bir siyasi mücadele verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En tepeden yola çıkıp, köylere mahallelere giden bir yol değil. Tabandan, yani köy ve mahalleden yola çıkıp en tepeye giden bir yol, istikamet izledik. Onun için muhtarlar, bütün siyasi tarihimiz boyunca en fazla önem verdiğimiz, en fazla yol arkadaşlığı yaptığımız kesim oldu” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında şehrin tüm muhtarlarıyla iyi irtibatlar kurmanın, iş birliği yapmanın gayreti içinde olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakanlığı döneminde muhtarları unutmadığını, cumhurbaşkanlığı döneminde de bu hassasiyetini koruyarak, muhtarları hiçbir zaman ihmal etmeyeceklerini kaydetti.
Konuşmasında, muhtarların en önemli sorunlarından birinin ücret sorunu olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kasım 2002’nin sonu göreve geldiğimizde muhtarlarımızın eline geçen aylık ücret o zaman 97 liraydı. 2005’te düzenleme yaptık, muhtar aylığını 245 liraya yükselttik, 2014 yılının Ocak ayında yine bir iyileştirme yaparak 456 lira olan muhtar aylığını, iki katına yakın bir artışla 880 liraya çıkardık. O zaman arkadaşlarıma şunu söyledim, ‘asgari ücretin altında olamaz, dolayısıyla bu rakamı bulmamız lazım.’ Dikkatinizi çekiyorum,  2002’de muhtar aylığı 97 lira, bugün 880 lira. Nominal olarak muhtar aylıklarını 12 yıl içinde yüzde 800 oranında artırmış olduk ki, bu ücretler arasında en yüksek zam anlamına geliyor. Ayrıca, 2005 yılında Belediye Kanunu’nun ilgili maddelerinde değişiklik yaparak, muhtarlıklara belediyelerden ayni yardım yapılması ve destek sağlanması imkânının getirdik. O da çok önemliydi, yani artık isteğe bağlı değil, ‘buradan ayni yardım yapmalısınız’ dedik. Bu sayede birçok muhtarımız belediyeden önemli destekler almaya başladı. Şundan hiç şüpheniz olmasın; İnşallah Türkiye ekonomisi büyüdükçe, Türkiye’nin imkânları arttıkça, muhtarlarımızın bu ücretleri de artacak, biz de hükümetimiz nezdinde bunun takipçisi olacağız. Haklar konusunda, yetki ve imkânlar konusunda muhtarlarımızı, muhtarlıklarımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Zira bir hükümet hakikaten başarılı bir icraat sergilemek istiyorsa muhtarlıklarla olan diyaloğunu çok iyi bir noktaya taşımak zorundadır. Kiminle valiyle, kiminle kaymakamla. Bir siyasi parti de başarılı olmak istiyorsa belediye başkanlarını bu konuda uyarmalı ve belediye başkanları da muhtarlarıyla olan ilişkilerini en ideal noktaya taşımalıdır. Çünkü her mahallede, her köyde onun eli, ayağı, gören gözü, duyan kulağı kim olacaktır? Muhtar olacaktır. Akıllı bir siyasetçi bunu yapar, ama ideolojik davranırsa, aklı bir kenara koyar da ideolojisiyle hareket ederse o zaman kendisi de kaybeder, Türkiye’de kaybeder.”
Halkın oylarıyla seçilmiş olmanın çok büyük bir mesuliyet yüklediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizler de takdir edersiniz ki muhtarların vazifesi sadece mühür basmak değildir. Yasaların yüklediği sorumluluk ve yetkinin ötesinde her bir muhtar kardeşimiz, Türkiye’nin vizyonu, ufku, istikameti doğrultusunda çalışmak gibi önemli bir mesuliyetin de altındadır. Sadece demokrasi değil ekonomik kalkınma da yerelde başlar. Huzur, güvenlik, istikrar da yerelde başlar. Büyük devlet olma vizyonu, en başta yerelde başlar. En küçük idari birimlerimizin, köylerimizin, mahallelerimizin ufkuyla, istikametiyle ülkenin ufku ve istikameti aynı yönde olmazsa biz sağlıklı bir büyüme gerçekleştiremeyiz. Muhtarların farklı bir istikamete, Hükümetin, Cumhurbaşkanının farklı bir istikamete baktığı ülkede uyumu, koordinasyonu, ahengi tesis edemeyiz. Elbette her konuda birebir aynı düşünmemiz mümkün değildir. Zaten demokrasinin güzelliği burada değil mi? O da burada. Ancak ortak bir zeminde buluşarak ortak bir akılla milletimiz ve ülkemiz için hizmet üretmek de her birimizin öncelikli vazifesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin her konuda, her meselede muhtarlara ihtiyacı olduğunu, ekonominin büyümesinde, uluslararası politikaların şekillenmesinde, huzurun, güvenliğin daha da artmasında, demokrasinin standartlarının daha da yükselmesinde muhtarların gayretine ihtiyacı bulunduğunu aktararak, “Milletimizin tercihiyle iş başına gelmiş muhtarlarımız olarak, Türkiye’nin sorunlarının çözümünde her birinizin inisiyatif alması, öncülük yapması, milletimize rehberlik etmesi hem son derece önemlidir, hem de son derece değerlidir” diye konuştu.
Bu ilk toplantıyı Ankara ve civar illerdeki muhtarlarla gerçekleştirdiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada, 17 ilimizden 406 muhtar kardeşimiz var. İç Anadolu Bölgemizden, Karadeniz, Marmara ve Ege Bölgemizden köy ve mahalle muhtarlarımız aramızda. Bu vesileyle Türkiye’nin gündemindeki önemli bir meseleyi de sizlerle paylaşmak isterim. Sizlerin de yakından takip ettiği gibi 2002 yılından itibaren Türkiye’nin en can alıcı meselesi olan terör meselesini çözmek için yoğun bir mücadele veriyoruz. Burada iki büyük hassasiyetimiz var. Birincisi; yıllardır ihmal edilen, yıllardır ret, inkâr, asimilasyon politikalarına maruz kalan Doğu ve Güneydoğu illerimizi ayağa kaldırmaya çalışıyoruz. İkinci hassasiyetimiz ise; terör meselesini çözerken, Doğu ve Güneydoğu illerimizi ayağa kaldırırken, Türkiye’nin diğer bölgelerini rahatsız edecek, hassasiyetlerini incitecek girişimlerden özenle sakınıyoruz. Yani meseleyi adalet zemininde, hiçbir kesimi rencide etmeden, ama hiç kimsenin de hakkının zayi olmasına fırsat vermeden çözme gayreti içerisindeyiz. Doğu ve Güneydoğu’da, kanı, gözyaşını durdurmaya, huzuru, emniyeti sağlamaya çalışırken, oralarda yatırımlar yaparken, Akdeniz’de, Karadeniz’de, İç Anadolu, Ege, Marmara’da yaşayan kardeşlerimizin de kaygılarını gidermenin mücadelesini veriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Her zaman ifade ettim, çözüm süreci bir pazarlık süreci, bir al-ver süreci değildir. Çözüm süreci, taviz verme asla değildir. Hele hele şehitlerimizin hatırasını incitecek, gazilerimizin vicdanını yaralayacak hiçbir girişime, hiçbir adıma asla fırsat tanımayız. Bakın çok zor süreçlerden geçtik, çok sayıda badire atlattık. Ancak geldiğimiz noktada milletimizin umudu arttı. Milletimizin çözüme ilişkin inancı daha da kuvvetlendi. Hiç kuşkusuz kolay bir süreçte değiliz, sizler de şahit oluyorsunuz. Bu süreci bozmak isteyen, bu süreci yavaşlatmak isteyen, içeride ve dışarıda çok sayıda odak var, çok sayıda merkez var, rahat durmuyorlar. Bütün dert, güçlenen bir Türkiye’yi nasıl zayıflatırız veya güçlü bir Türkiye asla olamaz; dertleri bu. Ama biz de inadına ne diyoruz? ‘Yeni Türkiye, güçlü Türkiye’ diyoruz, bu olacak.  Kimi zaman içeriden, kimi zaman dışarıdan, kimi zaman da ortak hareket ederek bu süreci sabote etmeye çalışanlar var ve bunlar her zaman olacak.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör meselesinin, Türkiye’nin kalkınmasının, büyük, güçlü bir ülke olmasının, huzurlu, emniyetli, refah içinde bir ülke olmasının önünde en büyük engel olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Şimdi biz bu büyük maniyi ortadan kaldırmaya çalıştıkça birileri de bizi engellemek için çalışıyor. 2013 yılında hatırlayın, Gezi olayları adı altında sahnelenen oyun Büyük Türkiye’yi sabote etme girişiminden başka hiçbir şey değildi. Arkasından altından kimlerin çıktığını gördünüz. Aynı şekilde 2013 sonunda, 17 ve 25 Aralık tarihlerinde yolsuzluk maskesi altında sahneye konulan darbe girişimi, işte bu çözüm sürecini, bu kardeşlik sürecini, büyük Türkiye hedefini sabote etme girişiminden başka bir şey değildi. Biz bu girişimler karşısında o zaman Hükümet olarak sağlam durduk, dik durduk. Aynı şekilde milletimiz oynanan oyunu gördü ve sapasağlam dimdik bir duruş sergiledi. Ve yerel seçimlerde görüldüğü gibi yine büyük bir arayla o zaman Genel Başkanı olduğum Partimiz seçimlerden başarılı bir şekilde çıktı. Çünkü milletin ferasetinin önünde durulmaz. Millet ferasetiyle bakar ve kararını ona göre verir. Orada da öyle verdi. Arkadan Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de ilk defa halkımız seçimini yapıyor ve ne oldu? 14 tane parti birleşti, bu kardeşinizin karşısına aday çıkardılar, bizim ortak adayımız dediler. Elhamdülillah yüzde 52 ile bu kardeşinizi millet iş başına getirdi. İlk turda tabii böyle bir oranla iş başına gelmiş olmak, hakikaten bizler için çok büyük bir mutluluk vesilesiydi. Ve 14 partinin ortak desteklediği aday yüzde 38 aldı. Şimdi bu tabii bir şeyi gösteriyor. Milletin ferasetiyle oynanmaz ve millet küçümsenmez, sandık küçümsenmez, her şey orada.”
Bundan sonra da Türkiye’nin ilerlemesini, büyümesini, Türkiye’nin kardeşlik hukuku içinde gelişmesini engellemek için oyunlar oynanacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çeşitli sabotaj girişimlerini sahneye koyacaklardır, bunların hepsine karşı uyanık olacağız. Sizler bu oyunlara karşı uyanık olacaksınız, bunları siz organize edeceksiniz. Niye? Biz Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abhaz, Arnavut, Boşnak, Zaza vesaire biz ayrı olabilir miyiz? Hepimiz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil miyiz, hepimiz bu ülkenin, bu milletin bir ferdi değil miyiz? Öyleyse bu dargınlık, bu kırgınlık, bu kin, bu öfke, bu nefret niye? İşte buna karşı mücadeleyi tüm muhtarlarımız olacak sizler vereceksiniz. Yarın seçimler var, özellikle Güneydoğu’da, Doğu’da gelip köylerde, mezralarda birileri tehditler savurup, oralarda ‘oyları filanca partiye vereceksiniz, aksi takdirde buraları yakıp yıkarız’ diyebilirler. Ama ben diyorum ki, ‘namuslu insanlar namussuzlar kadar şerefli olmadıkça, cesur olmadıkça başarılı olamayız’. Bu merhum İnönü’nün lafıdır. Ve bunu görmemiz lazım, buna karşı devlet, millet el ele mücadeleyi sürdürmemiz lazım. Çünkü bu ülkenin 780 bin kilometrekaresi ihya olmalı, ayağa kalkmalı. Her taraf aynı modern bir şehir haline gelmeli. Bakınız 26 havalimanı vardı, şu anda bizim 52 tane havalimanımız var ve bu 12 senede oldu. Mesela şu anda Hakkâri Yüksekova’da havalimanı inşaat devam ediyor, ama bitirmekte zorlanıyorlar. Neden? Muhtarlar tehdit ediliyor, makineleri yakılıyor ve tabii iş sağlıklı devam edemiyor. Ya siz nasıl oluyor da Hakkâri’yi seviyorsunuz o zaman. Şimdi Hakkâri’nin milletvekilleri niçin sahiplenmiyorsunuz, neden kalkıp da böyle bir yatırımın buraya gelmesini istemiyorsunuz? Hakkâri’deki vatandaşım niye Van’a gelip de Van’dan uçsun, Hakkâri’den uçsun, niye engelliyorsunuz? Hakkâri’ye gelenler de rahatlıkla Yüksekova’ya gelsin, niye bundan rahatsız oluyorsunuz? Şimdi soruyorum; Kürt kardeşimizi seven biz miyiz, yoksa oradan seçilmiş olanlar mı? Yolu yapan biz, hastaneyi getiren biz, okulları yapan biz, havalimanını yapmak isteyen biz, ama engelleyen ne yazık ki, ‘ben Kürt’üm’ diyenler. Değerli kardeşlerim, bu ayrıcalığı hep birlikte gidermeye mecburuz, bu işi çözmeye mecburuz. Bu ayrımcılıkla bu bir yere varmaz. Onun için birliğe ihtiyacımız var, beraberliğe ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında bizler tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyerek yolumuza devam etmemiz lazım” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin temsilcileri olarak, bu oyunları en başta muhtarların millete anlatacağını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu kirli oyunları bozacak olan en başta sizler olacaksınız. Bakın ben her zaman ifade ediyorum; bir üst akıl Türkiye’de belli bir kesimi, belli siyasi partileri, belli örgütleri verdiği talimatlarla vazifelendiriyor ve Türkiye aleyhine çalıştırıyor. Siz, Türkçü parti zannediyorsunuz, ama bakıyorsunuz onlar aslında üst akla çalışıyorlar. Siz, Kürtçü parti zannediyorsunuz, ama bakıyorsunuz onlar aslında üst akla çalışıyorlar. Siz, dini cemaat zannediyorsunuz, hizmet örgütü, yardımlaşma örgütü zannediyorsunuz, ama bakıyorsunuz onlar halk için ya da Hak için değil, patronları olan üst akıl için çalışıyorlar. Ne üst aklın, ne de onların maşalarının bu ülkenin istikametini tayin etmelerine inşallah hep birlikte müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin istikametini artık sadece ve sadece millet belirleyecek. Türkiye’nin gündemini artık sadece ve sadece Türkiye’nin kendisi belirleyecek.”
Konuşmasında üç Afrika ülkesini kapsayan resmî temaslarına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakan arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım, teknik kadro, iş adamlarımız, hep birlikte bu ziyareti gerçekleştirdik. Önce Etiyopya’ya gittik, orada temaslarda bulunduk. O arada Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz vefat etmişti, onun için Riyad’a geçtik cenaze merasimine katıldık. Oradan Cibuti’ye geçtik, Cibuti’de heyetimizle bir araya geldik, orada da resmi temaslarımızı yaptık, orada açılışlar vardı, o açılış törenlerini gerçekleştirdik, ardından Pazar günü Somali’ye gittik. Tabii Somali gerçekten dünyanın adeta bir seyirci izlediği, fakat Türkiye’nin gerçekten her şeyiyle orada varlığını hissettirdiği bir ülke. Ama orada tabi terör kol geziyor; 2011’de gittiğimizde daha fazlaydı, şimdi terör daha orada zayıfladı, bunu müşahede ettik. Hamdolsun, 2011’e göre Türkiye’nin orada yaptığı yatırımlar sebebiyle bir değişim söz konusu. Ve orası için muhteşem sayılabilecek bir hava limanı, terminal binasının açılışın yaptık, bir Türk firması bunu yaptı ve hava limanından şehre bir hakikaten yine gayet güzel yapılmış bir yol oldu, o yoldan şehre gittik ve 200 yataklı bir hastaneye başladık ve hamdolsun bitti, onun açılışını yaptık ve yine hastanenin yanında bir hemşirelik yüksekokulunun aynı şekilde açılışını yaptık. Bir de o külliye içerisinde güzel bir cami yapılmış, o caminin açılışını gerçekleştirdik. Yine bu arada tabi ki o insanların kaldıkları yerlerin halini yeniden müşahede ettik, teneke evlerde, çadırdan, bezden, muşambalardan yapılmış çadırların içerisinde yaşayan o insanların halini gördük. Şimdi ben soruyorum, siz değerli muhtarlarımın nazarında, bu millet tarihi mesuliyeti itibarıyla bu tür olaylara seyirci kalır mı?  Kalmadı, inşallah bu ecdadın torunları olarak biz de kalmayacağız. Bakın, 12 yıl önce bu fakir fukara, garip gureba ülkelere Türkiye’nin verdiği destek 45 milyon dolardı, şimdi ne oldu biliyor musunuz? 4,5 milyar dolar, 1’e 10. Bütün o Afrika’daki yoksul ülkelere, her yere giriyoruz. Bunun dışında Orta Asya’da her yere giriyoruz. Nerede fakir fukara, garip gureba varsa buralara uzatıyoruz elimizi. Bu kimin sesini yükseltiyor? Türkiye’nin. Hangi milletin? Türk milletinin ve buna devam edeceğiz” diye konuştu.
Etiyopya, Cibuti, Somali ve Eritre’nin olduğu bölgenin tarihte ne Habeşistan olarak anıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Osmanlı Cihan Devleti, bu bölgeye kadar ulaşmış, bu bölgede adaleti, huzuru, emniyeti sağlamak için yüzyıllarca hizmet vermişti. Ve sevgili Peygamberimiz zulümden kaçan Müslümanları o zaman nereye göndermişti? Habeşistan Kralı Necaşi’ye göndermişti, ‘orada emin, adil bir kral var, sizi oraya gönderiyorum’ demişti ve oraya göndermişti;  işte o topraklara gittik.  Şimdi o topraklarda Tajura diye bir il var Cibuti’de, oraya Başbakan Yardımcımız Numan Beyi bir heyetle gönderdik ve kendileri gittiler Tajura’da Osmanlı’dan kalan eserleri yerinde gördüler, tabi yıkılmış vesaire. Şimdi onları da inşallah TİKA olarak restorasyonlarını yapacağız, orada bir 30 kilometrelik yolu var, o yol da yapılacak ve onu da yine gerek ora halkına, gerekse Türkiye’den Cibuti’ye seyahate giden kardeşlerimiz gittikleri zaman inanıyorum ki ecdadımızın o eserlerini görmek isteyecektir, onu da kolaylaştırmış olacağız” dedi.
Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte çok ciddi bir sömürünün başladığını, çok ciddi ayrılıklara, çatışmalara, savaşlara zemin hazırlandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok ülkenin buralara baktığı zaman, sadece altın, elmas, kömür, petrol, ucuz iş gücü gördüğünü, ama Türkiye’nin, gerek Afrika’nın tamamına, gerek bu ülkelere sadece insani, vicdani nazarla, dostluk ve kardeşlik nazarıyla baktığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkemizin, Kızılay’la, TİKA’yla TOKİ’yle, Sağlık Bakanlığıyla, sivil yardım kuruluşlarıyla orada bulunduğunu vurgulayarak, “Somali Cumhurbaşkanına onu söyledim, ilk etapta hemen burada bir 10 bin konuta başlayalım, 45, 65, 85 metrekarelik konutlara başlayalım ve bir defa buradaki şu felaketten, sefaletten ilk etapta şu vatandaşları bir kurtarma mücadelesi verelim, bunu organize edelim dedik. Ve hemen adımlarımızı da inşallah attık ve Başbakan Yardımcımız, dün akşam da Başbakanımızla bu konuları da görüştük. İnşallah bu adımları da atıp oraları bu şeklide yeniden bir çevrecilik anlayışıyla değiştirmenin mücadelesi içinde olacağız. Türk Hava Yolları’yla, Anadolu Ajansımızla, TRT’yle oradayız, başarılı iş adamlarımızla, müteahhitlerimizle oradayız. Şu anda Somali Mogadişu Limanı’nı bir Türk firması işletiyor ve oradan da Somali’ye şimdi bir gelir akmaya başladı, ama 3 yıldır bu yoktu, şimdi başladı.  Ve hamdolsun, büyük bir yer tahsis ettiler Türkiye Cumhuriyeti’ne, 80 dönem kadar ve onun içerisinde de dünyadaki en büyük büyükelçiliklerimizden birisini yapıyoruz, bu yılsonu itibarıyla bu büyükelçiliğimiz inşallah bitecek. Denize sıfır sayılabilecek şekilde bir yerde böyle bir yer tahsis ettiler. Orada büyükelçiliğimiz inşallah bittiği andan itibaren örnek olacak. Ama dünyadaki ülkelere bakıyorsunuz, hiçbirisinin gelip de böyle bir büyükelçilik yaptığı yok. konteynerler içerisinden büyükelçilik yapıyorlar en güçlü ülkeler dahi. Hani güçlüsünüz, para var, pul var, hadi gelin verin desteği” diye konuştu.
Ülkemizin her türlü insani yardımla, verdiği burslarla, nakdi, ayni yardımlarla oradaki ülkelerin yanandı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bakın, Somali şu anda dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Sadece yoksul değil, maalesef dünyanın kendi kaderine terk edilmiş bir ülkesi. Somali’deki insanlık dramını çözmek için, Somali’deki açlığı, yoksulluğu, istikrarsızlığı gidermek için, orada emniyeti sağlamak için hiç kimsenin, hiçbir ülkenin maalesef kılı bile kıpırdamıyor. Kobani söz konusu olduğunda bakıyorsunuz dünya ayağa kalkıyor, küçük bir yerleşim yeri için bütün dünya işbirliği yapıyor. Oradan ayrılıp gelenler bize geliyor, 200 bin insan, biz onları zaten burada ağırlıyoruz. Orada kimse yok, orayı bombalıyorlar. Şimdi bugün de bakıyoruz maşallah çiftetelli oynuyorlar. Ne olmuş? Şu anda oradan DEAŞ çıkmış. Tamam da, o bombaladığınız yerleri yeniden kim onaracak, öyle mi? O yerle bir olan yerleri yeniden kim onaracak? İşin geleceğinin hesabını kimse yapmıyor. Ve oradan ayrılan o, 200 bin insan acaba geri dönebilecek mi veya geri döndüğü zaman nereye yerleşecek; bunun hesabını yapan yok. Ama kendilerine Halep diyoruz, Halep dediğinizde kimse duymuyor. Halep’te 1 milyon 200 bin insan yaşıyor, Halep’te tarih var, Halep’te kültür var, Halep’te medeniyet var. Halep’te ekonomi var, niçin Halep’le ilgilenmiyorsunuz? Gazze dediğinizde kimse görmüyor, Mogadişu dediğinizde hiç kimse ilgilenmiyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2011 yılında Somali’ye geniş bir heyetle gittiklerinde oradaki çalışmaları başlattıklarını ve yeni çalışmaların da talimatını verdiklerini hatırlatarak, geçtiğimiz pazar günü de son durumları işte öğrenmek için orada olduklarını anlatarak, “Hem bu hastanemizin durumunu görmek, oradaki hamdolsun çalışmaları izlemek. Sağ olsun gerçekten bu milletin evladı olarak oradaki Türk doktorlarımızın, Türk hemşirelerimizin, sağlık memurlarımızın verdiği mücadele her türlü takdirin üzerindedir, Allah onlardan razı olsun.  Ve Afrika’da gerçekten en önemli hastanelerden bir tanesi oldu, orası şimdi. MR’yla, inşallah diğer tüm teknik donanımıyla gayet ileri seviyede bir hastane. Ve orada 4 yaşında bir yavrunun halini gördüm, maalesef bir serseri kurşun kasığından girmiş ve kolundan çıkmış, onu da ziyaret ettik. Ve o yavrunun halini gördüğümüzde dedik ki, ya bu hastane burada olmasaydı ne olacaktı bu yavrunun hali? Ve o mermi çekirdeğini gördük. Böyle bir hayat yaşıyorlar.  Biz oralarda olmazsak bizim adaletimiz ne olur? Bizim adalet anlayışımız öyle spesifik bir adalet anlayışı değil, işte sosyal adalet bu, bunun gereğini de ne yaptık? Yerine getirdik, getiriyoruz” dedi.
Türkiye’nin oraya gitmesini isteyenlerin de bulunduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Orada terör var’ dediler. Ziyaretimiz öncesinde heyetimizin kaldığı otelin yanı başında canlı bombayla bir saldırı yapıldı, 5 kişi öldü, 2 canlı bomba ölen, 3 tane de Somali vatandaşı. Heyetimiz herhangi bir sıkıntı yaşamadı. Çeşitli tehditler savruldu, dedik ki, ‘biz geri adım atmayacağız, biz yola çıktık ve gideceğiz’ dedik, gittik. Somalili kardeşlerimiz de her türlü tedbirlerini aldılar, sağ olsunlar ve muhabbet içinde onlarla kucaklaştık. Ölümü öldürene, ölüm hiçbir şey yapamaz, bunu böyle bilmemiz lazım. Korkuyu korkutanlara, korku hiçbir şey yapamaz, bunu böyle bilmemiz lazım. Eğer biz korkarsak, Somali’yi herkes gibi kendi kaderiyle baş başa bırakırsak, yarın bize toprağın altındaki ecdat hesap sorar, şehitlerimiz bunun hesabını sorar, Allah bize bunun hesabın sorar. Büyük devlet olmanın sorumluluğu budur, biz de korkmuyoruz ve korkmayacağız. Tarih bize ne sorumluluk yüklüyorsa, insan olmak, vicdan sahibi olmak bize ne sorumluluk yüklüyorsa, 77 milyon her bir ferdimizle inşallah biz bu sorumluluğu hakkıyla yerine getireceğiz. Milletimizden aldığımız güçle, hem milletimize, hem tüm insanlığa hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Bu küresel vizyon, dikkatinizi çekiyorum, sadece bizim vizyonumuz değildir, yani sadece bu ülkenin yöneticileri, Cumhurbaşkanı, Hükümeti, devleti değil, bu ülkenin her bir ferdi bu küresel vizyona sahip olduğu için biz inşallah bunları başaracağız. Bu ülkenin bir köy muhtarı dahi, köyünün istikbaline dair hayaller kurarken, hedefler koyarken, artık inşallah ufku Somali’ye kadar uzanan bir vizyonun da sahibi olacak, bu şekilde daha da büyüyecek, ülkemizi, milletimizi daha da büyülteceğiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin istikbalini şekillendirmede, yeni Türkiye’nin inşasında bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da muhtarlarla çalışacaklarını anlatarak, “Sizlerle çok uzun bir yol arkadaşlığımız var, bu istikbalde de devam edecek. Yerelden genele, mikrodan makroya, fertten cemiyete Türkiye’nin hamdolsun dünyadaki yerinin çok daha farklı olduğu bir sürece beraber yürüyeceğiz. Bu kutlu yolculukta ihtiyaçlarını karşılamak noktasında her zaman yanınızda olacağımı tekrar hatırlatmak istiyorum. Muhtarlarımızın sorunlarını çözmek konusunda gayretlerimiz sürecek” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yanında 4 tane ayrı bina daha yapıldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuya ilişkin olarak, “Bunlardan bir tanesi bizim kongre merkezimiz olacak ve bu kongre merkezimizin 2000-2300 kişilik büyük bir salonu olacak ve burada resmi kongreler vesaire yapılacak, bakanlıkların aynı şekilde bu tür faaliyetlerini burada yapmaları mümkün olacak. Hemen onun altında bölgede şöyle büyükçe bir Cuma cami yok, orada bir Cuma cami, Cuma mescidi yapılıyor, onun da inşaatı şu anda devam ediyor.  Ve bana göre sağ tarafta büyük birçok amaçlı salonun olduğu bina yapılacak ve bu çok amaçlı salonda da aynı anda bin ila 2 bin kişiye yemek verebileceğimiz salonlar olacak; ki muhtar toplantılarının inşaat bittikten sonraki bölümüne orada devam edeceğiz, aynı anda orada biz, bin kişiye, 2 bin kişiye yemek verebileceğimiz muhtarlarımızla. Çünkü 50 bin muhtarımızı, şimdi burada sizlerle böyle başlayıp devam ediyoruz ama inşaatlar bittikten sonra sayıyı arttırarak devam ettireceğiz ki, 50 bin muhtarımızla bu görüşmeyi şu 5 sene içerisinde bitirmiş olalım. Hemen onun altında bir binaya daha başlayacağız, şu anda proje çalışmaları devam ediyor, o da Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olacak ki, bu kütüphane Cumhurbaşkanlığı kütüphanesi olacak. Bu kütüphanede asgari 4 milyon cilt kitap planlıyoruz, bu dijital ortamda olacak ve burası sistem oturduğu zaman 24 saat gençlerimize, öğrencilerimize, halkımıza açık olan bir kütüphane olacak; böyle bir sistemle orayı çalıştıracağız. Burası için hani bazıları ‘kaçak saray, şu-bu filan falan’ diyenler var malum. Burası milletin evidir. İnşallah bu dört tane yer de bittikten sonra burası Cumhurbaşkanlığı külliyesi olacak. Çünkü bu millete bu yakışır, millete yakışanı yapıyoruz. Ama küçük düşünenler biliyorsunuz, onlar işte maalesef eriye eriye gitmeye mahkûmdurlar. Ama bu millete biz bunu yakıştıramayız” diye konuştu.
Eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaşımdan enerjiye ne ülkemizin neye ihtiyacı varsa, modern dünyada ne varsa Türkiye’de olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şu anda da yapılan bu, bunu yapmaya devam edeceğiz. İşte biliyorsunuz Boğaz’da iki tane köprü vardı, şu anda üçüncüsünün tabliyeleri takılmaya başladı, rahatsız oluyorlar. Şimdi bunlardan rahatsız olmanın anlamı yok. Bakınız bir tane Marmaray yapıldı, ecdadımız başlamıştı projesine, hamdolsun bitirmek bize nasip oldu ve şimdi biz onu da yeterli bulmuyoruz, diyoruz ki bir diğeri de yapılsın, onun da hamdolsun temelini atmıştım Başbakanlığım döneminde. Şu anda artık derin kesimi geçmiş bulunuyorlar tüp geçit olarak, Avrupa Yakasına doğru yaklaşıyorlar ve önümüzdeki yıl içinde de inşallah Avrasya Tünelini açmış olacağız, oradan otomobiller geçecek. Marmaray’dan tren, Avrasya’dan otomobiller geçecek, iki katlı bir tünel de orada olacak. Demek ki inandınız mı, azmettiniz mi her şeyi yaparsınız. Ama bunlar olursa büyük devlet olursunuz, bunlar olmazsa küçük devlet olarak kalırsınız. İşte göreve geldik, biliyorsunuz Türkiye’nin millî geliri neydi, ama şimdi ne; 230 milyar dolardan aldık, şu anda 820 milyar doların üzerine çıktık, bakın nereden nereye geldik. Daha iyi noktalara geleceğiz, Türkiye bunları aşacak inşallah. Ve faizler düşecek, enflasyon da faizlerin düşmesiyle beraber düşecek. Çünkü faizler düşmezse enflasyon düşmez. Eğer biz tek haneli rakama bunu getirdiysek, yüzde 63’ten tek haneliye faizi indirdiğimiz için o da buraya geldi. Enflasyonu da yüzde 30’dan o şekilde tek haneliye indirdik ve bunun daha da inmesi lazım ki bu da insin. Anlamak istemeyenler olabilir, ama anlayacaklar. Ve dünyanın gelişmiş ülkelerine bakın, hiçbirinde bizdeki gibi bir faiz uygulaması yok, hepsinin faizleri 1, 1,5, 2, eksi, Japonya’da eksi, bakın bunlar var ve onlarda enflasyon da o denli düşük. Dolayısıyla yatırım istiyorsak, bunları başaracağız. Ve inşallah o yatırımların olduğu muhtarlıklarımız da tabii bu noktada istihdamda çok rahatlayacaklar.”
Muhtarlara, “Birlikte bu mücadeleyi vereceğiz, birlikte bugünün Türkiye’sini inşa ettik, inşallah geleceğe de birlikte yürüyeceğiz” diye seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı, “Bir kez daha geldiğiniz, milletin evinde, milletin sofrasında ekmeğinizi-ekmeğimizi paylaştığınız için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Vazife yaptığınız köy ve mahallelerimizdeki vatandaşlarımızın her birine selamlarımızı iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Her birinize işlerinizde kolaylıklar diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah’a emanet olunuz diyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının  ardından muhtarlarla öğle yemeğinde de bir araya geldi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Ucuz Davetiye - Davetiye Modelleri
reklam
NÖBETCİ ECZANE