Yozgat’ımıza Reklam lazım

Yozgat’ımıza Reklam lazım
27 Ocak 2011 Perşembe - 3333 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Cenab-ı Allah sanki Yozgat’ı Türkiye’mizin ortasına yerleştirmekle ülke birliğinin, bütünlüğünün temelini atmış…

Bu temelin üstündeki millet yapısı ise Yozgat gibi sağlamlığın, sadakatin, asaletin ve faziletin vermiş olduğu güven ve mukavemetin emniyetiyle sürekli yükseliyor. Her ilin kültürü hangi renklerde olursa olsun, vazgeçilmez ve kaynaştırıcı gelenekler sadece bizde. Bu ayrıcalığından dolayı Rabbimize binlerce şükürler  olsun..

Saymakla bitiremeyeceğimiz oyun, yemek, tarih, doğa, giyim, düğün, el sanatları, alternatif tarım teknikleri, ortak çalışma ve muhabbet şenlikleri gibi zengin geleneklerimiz vardır. Bakın bir yemek kültürümüzün müştemilatından bahsedelim.

Bazı yemekler vardır ki öğün olarak yenilmez, ama herkesin canının istediği, lezzetine doyulmaz, masrafı az, özlemi fazla ve vazgeçilmezdir…

Eee.. şimdi diyeceksiniz madem masrafı az, hemde vazgeçilmez lezzette, o zaman neden sürekli yenilmez, her zaman yapılmaz…… Yapılmaz çünkü Yozgat yemeğidir.

Yozgat yemeklerinin özelliği dostla, arkadaşla, komşuyla, misafirle yenilirse güzelleşir.

Misafirdir sofranın tadı, yemeğin lezzeti. O yüzden adı “Arabaşı”’dır, “Testi Kebabı”dır, “Madımak Cacığı”dır, “Tandır Kebabı”dır, “Parmak Çörek”tir, vs. vs… Aranan sadece muhabbettir, dertleşmektir, paylaşmaktır…

Peki bu ortama kimin yemek kültürü emsal gösterilebilir. İyi bakın diğer illerin yemekleri sadece öğünden ibarettir. Ferdidir veya aile içindir. İşte bizi ayıran en önemli fark ise burada başlar.

Bu kadar kolay yapılan, zahmetine zevkle katlanılan, tuzu, biberi, sosu muhabbet olan bu yemeklerimizin bütün dünyaya tanıtılması gerekirken, ne yazık ki hala ülkemizde bile bilinmiyor, tanınmıyor.

Geleneklerle ilgili kültürel programlar seyrediyoruz. Yozgat’ımızın turistik mekanları, örf ve ananeleri tadını ve muhabbetini bilmedikleri için herkese ilginç ve ürkünç gelen arabaşı zenginliğimiz üzerinden verilse, farklı bir ilgi odağı olmaz mı?.

Çağımız reklam çağı… Yerel ekonomilerin ferdi veya organize ticari faaliyetlerle ulusal ve uluslar arası pazarlara açılım için fırsat kolladığı, kültürlerin tescillenerek bölgelere tapulandığı şu dönemlerde bize ait zenginlikleri neden liyakatiyle değerlendiremiyoruz. Birikimlerimiz ve farklılıklarımız adına neden festivaller, tanıtım günleri ve kültür haftaları düzenlemiyoruz. Masrafı ne ki bunların.

Üstelik beşte biri Yozgatlı olan Başkentin 220 km. yanında olma fırsatı varken neden değerlendiremeyiz onlarca fırsatı bilmiyorum ki..

Bakıyorsunuz üç-beş köy derneği metropol kentlerin değişik mekanlarında arabaşı günü, Yozgatlılar gecesi gibi adlarla etkinlik düzenlemektedirler. Ama ne yazık ki çok düşük katılımlı ve sönük geçtiğinden fiyaskoyla sonuçlanmaktadır. 

Aslında benim bir önerim var. Her yıl Haziran aylarında düzenlenen Sürmeli Festivalimize, gerekirse yeni belirleyeceğimiz bir tarihle sadece hemşerilerimizi değil, özellikle Ankara’da yaşayan değişik il ve ilçelerden misafirleri de davet edelim.

Ve hatta gezmek, görmek, eğlenmek hevesinde olan vatandaşlarımızın bu meraklarını cezb edici faaliyetlerle üzerimize çekelim. Yurt içi ve yurt dışında faaliyet gösteren işadamlarımızdan, belediyelerden, sivil toplum örgütlerinden ve ilgilenen kuruluşlardan sponsorlar sağlayarak, bedava veya düşük bir ücretle tahsis edilecek vasıtalarla herkesi Yozgata getirelim.

Yaz aylarında tatil olan yatılı okulların öğrenci pansiyonlarında, katkı sağlayacak otellerde, motellerde ve uygun tesislerde ücretsiz ağırlayalım.

Valilik ve Belediye önderliğinde sivil toplum örgütleriyle görev paylaşımı yapılarak  başka illerden de davet edilecek her kesimden onur konuklarıyla Yozgat’ta devasa bir kitle toplayalım…

İmkanı varsa organizasyonumuzu renkli simalarla süsleyip, eğlence programlarıyla canlandıralım. Her kesimden insanı etkileyelim. Yerli yabancı herkesin yıllar geçtikçe daha da kalabalıklaşarak geldiklerini göreceğiz. Hani bazı seyyar satıcılar etrafına biraz kalabalık oluşturur, yoğun kalabalığı görenler merakla doluşurlar ya….

Festival günlerinde köylerimizden, ilçelerimizden ve merkezden iştirak edecek üreticilerimizin küçük çapta veya organize ticaret yapmalarını sağlayalım.
Yöre yemeklerini tattıralım. İnsanlarımızı tanıtalım. Hem ülkemiz, hem ilimiz, hem insanlarımız kazansın.

Tarihe ışık tutan ilk yerleşim merkezi Alişar’a, sırlar diyarı Kerkenes’teki demir çağının gizemli Pteria şehrine, Tavium’a, Yazılıkaya’ya, şifalı kaplıcalarımıza, mesire yerlerimize, av mekanlarımıza turlar düzenleyelim. O zaman turizm nasıl canlanıyor göreceksiniz.
Profesyonel turizmciler, dünya genelinde gezi ve tatil amaçlı dolaşan insanların yıl geneli harcadıkları paranın hesabını yaparak, bu miktardan hangi projelerle pay kapabiliriz planlarıyla uğraşmaktalar.

Ticaretten, turizimden ve organizasyon kültüründen en az anlayan bir kişi olarak benim aklıma bunlar gelebiliyorsa, zeki organizatörlerimiz daha ne harikalar üretir bir düşünün.
Onlar 150 km. güneyimizdeki Kapadokya’ya gelen milyona yakın turistlerin bir bölümünü de ilimize rahatlıkla çekerler…

Hani derler ya.. “Suyun başında duran içemez”… diye. Ankara’nın, Kapadokya’nın, Erciyes’in, Alacahöyüğün, hemen yanında olmanın avantajlarını iyi kullanalım.

İlgililere saygılarımla arz ederim.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.