TÖVBE ;

TÖVBE ;
09 Eylül 2014 Salı - 1059 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

hozbayTövbe hatadan dönmek hata ettiğinden rucu etmektir.Tövbe yapılan işin yanlış olduğunu anlamaktır ve o amelin yanlışlığını kabul etmektir.Tövbe bir başlangıç kaybolan zamanın telafisine niyet demektir.Tövbe asıl halıkın, mevla zülcelalin nimetlerine karşı bir teşekkür bir şükür ifadesidir.

Bir kimse ki ömründe hiç günah işlemesse hiç hata yapmasa hiç yanlışa düşmese bile tövbeye yinede muhtaçtır.Tövbe kulun kendi kendine etmesi ile değilde , bir hak dostunun lafzı ile birlikte edilmesi ile mümkün tesir elde eder.Onun dostunun elinden , onun diliyle istiğfar etmek , onun elini tutarak yada ona vekalet eden birinin elini tutarak .Hiç böyle bir yakarışı Mevla zülcelal geri çevirir mi ?

Kulun rabbine münacatında rabinin dost edindiklerinin ismiyle rabbine müracatta , hiç mevlası o müracaati geri çevirir mi ?

Bir kul ki düşünsek , hep hata etse ve tüm günahların içerisine düşse ve daha sonra dese ki benim rabbim , rahman ve rahim olandır diye , otursa ve yapmış olduklarına gönülden pişman olsa , nedamet duysa , hatasını anlasa , gönülden içten gelerek bu pişmanlığını dile getirse ve bir hak dostunun elinden bu pişmanlığını dile getirip beyan eylerse , Alllahu Teala  elbetteki bu tövbesini o hak dostunun yüzü suyu hürmetine kabul eyler.Hamdını ve şükrünün derecesine göre o kişiyi salihlerden eder.Yıllarca gayret edip kazanabileceği derece ve makamlara o kişiyi anında derceyler.

Geçmişte bunun sayısız örnekleri mevcuttur.Bişr-i Hafi hazretleri ve Fudayl bin iyad Hazretleri buna temsil olarak verilebilir.Ömrünü meyhane köşelerinde gezdiren Bişr-i Hafi Hazretleri tövbesi ile sayısız makam ve mertebeye ulaşmıştır.Yine yol kesicilik ve haramilik yapan Fudayl bin iyad tövbe edip hidayete ermesi gibi ,,,,,

Tövbenin kabul olduğuna emare elbetteki tövbe edilen hata ve yanlışa daha düşmemektir. Hatayı ve yanlışı kendinden bilip , kendi nefsine pay çıkartıp hatadan daha geri rucu etmemek üzere kulun mevlasına söz vermesidir.Bu sözü öyle vermelidir ki yapmış olduğu tövbeyi vermiş olduğu sözü ömrünü nihayete erdirene dek , ecel gelene dek unutmamalı ve rabbinin rahman ve rahim sıfatına sığınmalıdır.

Bizim tövbemize de tövbe gerekir diye buyurmaktadır, Hasan-ı Basri hazretleri , Eshab-ı kiram Efendilerimizden Salebe Radiyallahu anh’ın tövbesi gibi tövbe etmek gerekir.Yanlışı hatayı tüm vucudunla birlikte hissedip ,hataya sebeb olan nedenleri tefekkür edip , kulun hatadan pişman olarak mevla tealanın rahmet denizine yelken açması , o rahmet denizinden nasiplenenlerinden olması , tövbe etmenin şiarındandır.

İslam alimler derler ki : Yapılan her günah için tevbe etmek vaciptir. Şayet işlenilen günah kullar arasında olmayıp insanoğlu ile Rabbi arasında ise tevbenin kabul olması için üç şart gereklidir.

1-Yapacağı veya içinde bulunduğu günahı hemen terketmek.

2-İşlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak.

3-Bir daha günah işlememeye kesin karar vermek.

Şayet bu üç şartlardan biri yerine getirilmezse tevbesi kabul olmaz.

Eğer yapılan günah insanoğluna karşı işlenilmişse tevbenin kabul olması için dört şart gereklidir. Bunlardan ilk üç şart yukarıda zikrettiğimiz şartlardır, dördüncü şart ise; suç işlediği kişi veya kişilere karşı kendisini affetirmesi, yani birisinin malını zorla veya çalıntı yoluyla almışsa, aldığı malı sahibine geri vermesi veya kendisini aldığı mala karşılık sahibinden kendini affetirmesi gerekir. Buna benzer olarak başkasına iftira atma, hakkında konuşma, vurma, v.b. haksızlık olayları örnek verilebilir. Kişi tüm günahlarından tevbe etmesi gerekir. Şayet işlediği bazı günahlardan tevbe ederse tevbesi sahihtir, fakat diğer günahlarının tevbesi üzerinde kalır. Kuranı kerim, Sünnet ve ümmetin icmaından gelen delillerle günahlardan tevbe etmenin vacip olduğuna işaret etmektedir.

Tasavvuf yolunda olan kimseye en önce lâzım olan, tövbe ile günah kirlerinden temizlenmesidir. Tövbe; günahtan vazgeçmek, o günâhı yaptığına pişmân olmak, o işi terketmeye azmetmek, haksız aldığı malı sâhibine geri vermek, kaçırmış olduğu namazlarını kazâ etmek, hocasının hizmetinde bulunmak, onun emrine uymakla olur.

Bennân-ı Hammâl Hazretleri buyurdu ki:

“Tövbe iki çeşittir. Biri avâmın tövbesi, biri de havâsın tövbesidir. Avâmın tövbesi günahlardan tövbedir. Havâsın tövbesi ise gafletten tövbedir. Avâm ile havâsın, tövbelerinde fark vardır. Avâm, günahlardan ve kötülüklerden tövbe eder. Havâs ise bunları zaten işlemez. Fakat onların tövbesi yanılmaktan, gaflete düşmekten ve yaptığı ibadet ve tâatı sebebiyle kendini beğenme korkusundan tövbedir.

Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine; “Bayezid-i Bistami’nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir keramet gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihan etmiş olayım.” diye düşündü. Bu düşünce ile, Bayezid-i Bistami’nin bulunduğu yere geldi. Bayezid-i Bistami onu görünce buyurdu ki; “Biz kerametlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî’ye havâle ettik. Sen ona git.” Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî’yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden tâze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamanı da değildi. Ebû Saîd Râî, asâsını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allah-ü Teâlâ’nın izni ile, hemen o parçalar asma oldu ve tâze üzüm verdi. Fakat Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu. Ebû Saîd Râî; “Ben, Allah-ü Teâlâ’dan, yakîn yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısı ile renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi.” buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini tembih etti. O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat kilimi, Arafat’da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm’a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baktı ki kaybettiği kilim, Bayezid-i Bistami’nin önünde duruyor. Bu hâdiselere şahit olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok pişmân oldu. Tövbe ve istigfâr edip, Bayezid-i Bistami’nin talebeleri arasına katıldı.

Tasavvufi hayatın en kıymetli nimeti müminlerin günahlarından tövbe etmesidir. Tövbe, ibadetlerin en efdali, mükemmellik kapısının nurlu anahtarı, ilahi rızaya ulaşmanın en parlak ve latif yoludur.

Bu meselenin özetinde ;

Tevbe; kulun eğrilikten doğruluğa dönmesidir.

Tevbe; kulun kendisini şerre sevk eden nefsini tokatlamasıdır.

Tevbe; bâtılı, isyanı terk edip Hakk’a yönelmek, kulluk bilincine varmaktır.

VESSELAM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.